Kadınların karşılamak

Sporcu Diyeti – Sporcu Beslenmesi

2020.11.23 20:37 DiyetisyenTugbaYprk Sporcu Diyeti – Sporcu Beslenmesi

Sporcu Diyeti – Sporcu Beslenmesi

Sporcu Beslenmesi Nedir?
Sporcu diyeti – sporcu beslenmesi, sporcunun performansını yükseltebilmek ve genel sağlık durumunu ideal seviyede tutabilmek için uygulanan programdır. Programa uygun beslenen sporcuların vücut ağırlığı, egzersiz performansı, sağlık durumu ve vücut bileşenleri olumlu yönde gelişir. Hiçbir içecek ve yiyecek maddesi mucizevi çözümler üretemez. Bu nedenle uğraşılan spor dalı ve sporcunun vücut özelliklerine bağlı olarak kişisel listeler hazırlanır. Hayat boyu zinde ve sağlıklı bir yaşam sürebilmek için kişilerin doğal gıdalardan oluşan dengeli bir beslenme alışkanlığı kazanması gerekir.

Sporcu beslenmesi ile vücudun hastalıklardan korunması ve zorlu performansların ardından daha hızlı onarılmasını sağlamak mümkün oluyor. Aynı zamanda antrenman sıklığına bağlı olarak alınması gereken doğru enerji miktarı belirleniyor, sağlıklı şekilde uygun kilo artışı ya da düşüşü sağlanabilir. Doğru beslenme programı sporcunun günlük harcadığı enerji miktarı, genel sağlık durumu, kilosu, yaşı, boyu, kronik hastalıkları, uğraştığı spor dalı gibi etkenlere göre değişiklik göstermeli. Bu nedenle her sporcunun profesyonel bir beslenme uzmanı ile birlikte liste hazırlaması oldukça önemli.
İnsan vücudu tüketilen gıda maddelerine egzersizden daha erken tepki verir. Beslenme alışkanlıkları tam oturmamış sporcuların tüm performansını gösterebilmesi beklenmez. Beslenme programının temel prensibi, fiziksel aktivite öncesi ve sonrasında sporcunun duyacağı enerji miktarına uygun gıdaların dengeli şekilde tüketilmesine dayanır. Performanstan önce basit ve kompleks karbonhidrat tüketimi oldukça iyi bir seçimdir. Sonrasında ise sporcunun yağ kaybetmek ya da kas kütlesinde artış sağlamak gibi amaçlarına bağlı olarak beslenmek gerekir. Yıpranan kasları onarmak için protein, kaybedilen enerjiyi yeniden kazanabilmek içinse karbonhidrat tüketimi şarttır.
Sporcuların İdeal Vücut Ağırlığı ve Yağ Yüzdesi Ne Olmalıdır?
Sporcuların ideal vücut ağırlığı ve yağ yüzdesi kişiden kişiye göre değişiklik gösterir. Yağ ve kas oranı, seçilen spor branşı, sporcunun genel sağlık durumu, kronik bir hastalığın olup olmaması, boy, kilo, cinsiyet, günlük yakılan enerji miktarı ve günlük alınan enerji miktarı gibi faktörlere bağlı olarak ideal ağırlık ve yağ oranı yüzdesi belirlenir.
Vücut yağ oranı, her bireyin genel sağlık durumu açısından hayati önem taşır. Vücut yağ oranının artması ile birlikte diyabet, kardiyovasküler hastalıklar, yüksek kolesterol, sindirim sistemi hastalıkları, bazı kanser türleri, obezite ve yüksek tansiyon gibi kronik hastalıkların görülme riski artar. Yağ yüzdesi, kişinin görünüşüyle alakalı değildir. Zayıf görünen kişilerin, daha kilolu olan kişilere göre daha fazla yağ oranına sahip olması şaşırtıcı bir durum olmaz. İç organlarda görülen yağlanmaların tespit edilebilmesi için birçok yağ ölçüm cihazı bulunuyor. Bu cihazlar sayesinde ideal yağ yüzdesini öğrenmek mümkün.

Sağlıklı ve aktif bir bedene sahip olabilmek için yağ ve kas oranı dengeli olmalı. Erkeklerin vücutlarında ortalama olarak %5 oranında, kadınların vücudunda ise %10 oranında yağ bulunmalı. Bu yağlar iç organların korunması, eklemlere destek olması, açlık durumunda depo görevi görmesi ve vücut ısısının düzenlenmesi gibi önemli görevler üstlenir. Bu nedenle ideal yağ oranı hesaplanırken cinsiyet, kilo, boy gibi faktörler göz önüne alınmalı; kişinin günlük harcadığı enerji miktarı, yöneldiği spor dalı ve genel sağlık durumu gibi özel durumlara dikkat edilmeli.
İdeal kilo hesaplanırken VKİ (Vücut Kitle İndeksi) adı verilen değerlendirme yöntemi kullanılır. Bu yöntemle kişinin kilosu, boyun karesine bölünür. Çıkan sonuç, Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen tablo ile karşılaştırılır ve kişinin hangi aralıkta olduğu saptanır. VKİ değeri 18.5 ve altındaysa zayıf, 18.5 ila 25 aralığındaysa normal, 25 ila 30 aralığındaysa kilolu, 30 ve üzerinde ise obez grubunu gösterir. İdeal vücut ağırlığı hesaplandıktan sonra uygun egzersiz programı ve beslenme listesiyle desteklenmelidir.
Kadın ve Erkek Sporcu Beslenmesi Nasıl Olmalıdır?
Kadın ve erkek sporcular doğru beslenerek halsizlik, yorgunluk, kilo artışı ve kilo kaybı gibi sorunlar yaşamaktan kaçınabilir. Sporcu diyeti – b formunu koruyabilmesi için eşit oranda kalori alması ve yakması gerekir. Vücut, ihtiyaç duyduğu enerji miktarını temel olarak karbonhidratlardan karşılar. Bu nedenle beslenme programının en önemli besin öğesini doğru miktarda karbonhidrat oluşturur. Protein, vitamin, yağ ve mineraller de günlük alınması gereken diğer besin öğeleridir.
Sporcular için hazırlanan beslenme programları yapılan spor dalı, sporcunun boyu, kilosu, vücut yağ oranı, yaşı, cinsiyeti ve genel sağlık durumuna göre hazırlanır. Böylece alınması ve yakılması gereken enerji miktarı doğru şekilde belirlenir. Kalori alımının yetersiz kalması sonucunda güçsüzlük ortaya çıkar. Bu durum sporcunun performansını doğrudan etkiler. Ortalama bir sporcunun günde 2000 ila 5000 kalori arasında beslenmesi gerekir.
90 dakika ve üzerinde antrenman yapan kadın ve erkek sporcuların, spora başlamadan 60 dakika öncesinde bol karbonhidrat içeren bir öğün almaları gerekir. Antrenman sonrasında ise hem protein hem karbonhidrat tüketilmesi gerekir. Bu sayede kaybedilen enerji miktarı dengelenir, tahrip olan kaslar onarılabilir. Vücut kompozisyonunu olumlu şekilde geliştirmek için antrenman günlerinde yüksek kalori ve karbonhidrat içeren bir beslenme programı uygulanmalı. Dinlenme günlerinde ise kalorisi düşük ve yüksek yağ oranı içeren bir beslenme izlenmeli.

Hızlı Kas Gelişimi İçin Neler Yemeliyiz?
Hızlı kas gelişimi için yalnızca doğru beslenme yeterli olmaz. Aynı zamanda ağırlık kaldırmak da gerekir. Ağırlık çalışması yapılırken kaslar parçalanır. Oluşan bu tahribat, vücutta bulunan proteinle onarılır ve kas kütlesinde artış görülür. Doğru kas gelişimi için dikkat edilmesi gereken ilk kural, alınması gereken protein miktarının doğru hesaplanması. Yapılan araştırmalar, kilo başına 1.6 gr protein alınması gerektiğini gösteriyor.
Proteinlerin vücutta amino asitlere ayrışabilmesi için tam gıdalardan temin edilmesi gerekir. Yumurta, yağsız et ve balık gibi besinler protein açısından oldukça zengin. Ancak gerekli durumlarda protein shakeleri ile takviye yapılması gerekebilir. Kas gelişimi için protein alımı kadar proteinin ne zaman alınacağı konusu da oldukça önemli. İdeal kas onarımı için günlük tüketilen proteinin 20 gramı, idman sonrasındaki ilk 45 dakika içerisinde alınmalı. Fakat yemek hazırlıkları için 45 dakika yetersiz kalırsa bu süre 120 dakikaya kadar uzatılabilir.
Birçok insan kahvaltıda düşük, sonraki öğünlerde ise daha fazla protein alır. Ancak sağlıklı kas gelişimi için gün içerisinde dengeli şekilde protein almak gerekir. Belirlenen protein miktarı 3 ana öğüne eşit olarak dağıtılırsa kaslar daha hızlı ve etkili şekilde gelişir. Kas kütlesinin artabilmesi için vücut ağırlığında da artış görülmesi beklenir. Sporcunun kilo almaya başlamadan önce vücut yağ oranını ideal seviyeye getirmesi, ardından kilo almaya başlaması oldukça önemli bir nokta.
Kasların gelişmesi için alınan enerji miktarının artması gerekiyor. Fakat kalori kesinlikle fast food, cips, işlenmiş gıdalar, patates kızartması ya da diğer abur cubur ürünlerle alınmamalı. Bu besinler vücutta yağ olarak depolanır ve vücut hiçbir şekilde yararlanamaz. Son olarak hızlı kas gelişimi için yeterli enerji alımına dikkat etmek gerekir. Bunun için en uygun besin kaynağı yararlı karbonhidratlardır. Dengeli protein ve karbonhidrat tüketimi ile hızlı şekilde kas geliştirilebilir.

Sporcular Ergojenik Ürünleri Tüketmeli Mi?
Ergojenik ürünlerin kullanımı ile sporcuların daha verimli çalışmaları, performanslarının arttırılması, antrenman zorluklarına daha kolay şekilde uyum sağlamaları ve vücutlarının daha kolay toparlanması hedeflenir. Bu ürünler sıvı dengesini stabil tutmakta, yapı taşı eksikliği oluşmasını önlemekte ve vücut toparlanma hızını arttırmakta destek sağlar. Böylece sporcunun maksimum seviyede performans göstermesine yardımcı olur.
Ergojenik besin destekleri ile sporcunun yağ oranı düzenlenebilir ve protein sentezleri hareketlendirilir. Böylece hız, güç, dayanıklılık ve beceri sürekli artış gösterir; yorgunluk hissi azaltılmış olur. Doğru besin takviyeleri ile kalp ve damar sistemi daha etkili hale getirilebilir, kas gelişimi için kaynak oluşturulabilir. Fakat yanlış ergojenik ürün tercihi ile sporcunun sağlığı ciddi anlamda riske girecektir.
Sporcular ergojenik ürün kullanırken yorgunluk hissetmeseler dahi vücut dayanıklılık limitini aşacak antrenman programlarından kaçınmalıdır. Aynı zamanda doğru bir beslenme programı uygulanmaya devam etmelidir. Ergojenik ürünler yalnızca destek olarak kullanılır. Yapılan araştırmalar, antrenmandan önce ya da spor sırasında kas glikojen depolarının karbonhidrat içecekleri ile desteklenmesi sonucunda daha yüksek performans alındığını kanıtlamıştır. Bu rünlerin kullanımı için dikkat edilmesi gereken asıl nokta ise bir uzmanın yönlendirmesi ile doğru tercihlerin yapılabilmesidir.
Hızlı Kas Yapmak İçin Protein Tozu Kullanılmalı Mıdır?
Sağlıklı ve hızlı kas gelişimi için düzenli, dengeli, yeterli bir beslenme programının uygulanması ve düzenli olarak ağırlık çalışılması gerekir. Çalışma sırasında kaslar parçalanmaya ve yırtılmaya başlar. Oluşan bu tahribatı onaran besin öğesi ise protein. Her sporcu günlük olarak kilo başına 1,6 gr protein almalıdır. Bu sayede onarılan kas kütlesi artış gösterir ve gelişir.
Protein tozları hızlı bir şekilde kasları geliştirebilir. Ancak tek başına yeterli olmaz. Bu nedenle protein tozunun yalnızca bir destek ürünü olduğu unutulmamalı, antrenman ve beslenme programı düzenli şekilde uygulanmalıdır. Vücuda alınan proteinler sindirimin ardından amino asit oluşturur. Amino asitler ise kasları geliştirme ve koruma görevini üstlenir. Bu nedenle her sporcunun protein açısından zengin beslenmesi gerekir. Aksi halde kas gelişimi istenen düzeyde olmaz.
Kaslarını hızlı şekilde geliştirmek isteyen sporcular, gün içerisinde ihtiyaç duyulan protein miktarını besinlerden alamazsa takviye gıda tüketimine başlayabilir. Fakat bu sürecin sağlıklı ve verimli bir şekilde ilerleyebilmesi için kullanılacak ürünlerin bir uzman yardımı ile seçilmesi tavsiye edilir. Kas gelişimi için tek başına protein alımı yeterli gelmez. Bu nedenle beslenme programı içerisinde yeterli karbonhidrat ve yağ bulunmasına da dikkat etmek gerekir.
Kas Geliştirmek ve Yağ Yakmak İçin Nelere Dikkat Edilmelidir?
Kas geliştirmek ve yağ yakmak için ilk olarak ideal vücut ağırlığına ulaşmak gerekir. Bunun için uygun bir beslenme programının seçilmesi ve düzenli egzersiz yapılması gerekir. Uygun beslenme listesi seçilirken vücut yağ oranının ölçülmesi ve vücudun besin öğelerine ne kadar ihtiyaç duyduğu belirlenir. Kişilerin doğru ve yeterli bir uyku alışkanlıklarının olması ve doğru duruş ile vücut kompozisyonlarını korumaları da dikkat edilmesi gereken noktalardandır.
Vücutta yağ yakımının sağlanabilmesi için yakılan enerji miktarının, alınan enerji miktarından daha fazla olması gerekir. Aynı zamanda şok diyetlerden uzak durmak, kas kütlesini kaybetmemek için yeterli protein almak ve gün içerisinde en az 8 bardak su içmek önemlidir. Yağ yakımının sağlanabilmesi için beslenme listesine tarçın, zencefil, kırmızı biber, greyfurt, yulaf ezmesi ve greyfurt gibi besinler eklenebilir. Ayrıca Omega 3 ve bitkisel yağların (avokado yağı, fındık yağı, zeytinyağı, hindistan cevizi yağı gibi) tüketimine dikkat etmek gerekir. Bu yağların vücutta işlenebilmesi için elma sirkesi, zerdeçal, devedikeni ve karahindiba gibi gıdalar tüketilmelidir.
Yağ yakmak ve kas kütlesini geliştirmek isteyen kişilerin diyet listelerinde bol bol orkinos balığı ve tavuk görülebilir. Ancak bu besinlerin organik olmaması halinde vücuda ağır metaller ve bolca hormon da alınmış olur. Vücudu bu maddelerden korumak ve çeşitli sağlık problemleri yaşamamak için doğal besinlerin tüketilmesi gerekir. Yumurta, tahıllar, baklagiller, küçük ve beyaz (yağlı) balıklar ile kuruyemişler protein içeren gıdalar arasında yer alır.
Vücut yağ oranını düşürmek için dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise karbonhidrat alımını azaltmak. Bunun için özellikle rafine unlarla hazırlanan gıdalardan kaçınmak ve sağlıklı karbonhidrat kaynaklarına yönelmek gerekir. Aksi halde vücutta yağ depolanmasına katkıda bulunmuş olursunuz. Darı, yulaf ezmesi, patates, kinoa, kabak, karabuğday unu ve muz oldukça sağlıklı karbonhidrat kaynaklarıdır.
Sporcular İçin Beslenme Önerileri
Sporcuların performanslarını yükseltmeleri, genel sağlık durumlarını riske atmamaları ve ideal vücut şekillerini koruyabilmeleri için beslenmelerine özen göstermeleri gerekir. Spor ve beslenme birbirinden ayrılamaz. Bu nedenle her ikisinin de uyum içerisinde yürütülmesi gerekir. Sporcuların beslenme programlarında dikkat etmeleri gereken ilk şey dengeli ve düzenli beslenme alışkanlığını kazanabilmektir. Vücudun ve kasların ihtiyaç duyduğu enerjiyi besinlerle karşılamak gerekir.
Sporcuların öğün atlamamaları, vücudun ihtiyaç duyduğu tüm besin gruplarından yeterli miktarda almaları gerekir. Protein, karbonhidrat ve sağlıklı yağların tüketimi özellikle kas gelişimi için olmazsa olmazdır. Spor saatinden bir önceki öğünde yağsız balık ya da tavuk eti gibi protein kaynaklı besinlerin alınması tavsiye edilir. Vücudun enerji ihtiyacını karşılayabilmek içinse kompleks karbonhidrat içeren besinler, taze meyve ve sebze, salata, tam tahıllı ekmek gibi gıdalar tüketilmelidir. İdman öncesi ve sonrasında su içmeyi ihmal etmemek gerekir.
İdman süresi 1 ila 1,5 saat kadar devam edecekse yarım saat öncesinde karışık kuruyemiş gibi enerjiyi yükseltecek besinler tercih edilmeli. Ağır bir egzersiz programı uygulanacak ise şekersiz granola barları ya da muz gibi besinler tüketilmeli. Sporun ardından vücudun kaybettiği enerji ve suyu telafi edebilmek için kompleks karbonhidrat, su ve protein ağırlıklı besinler alınmalıdır.
Örnek Sporcu Diyeti ve Sporcu Beslenmesi Programı
Sporcu diyeti – Sporcu Beslenmesi programı kişinin genel sağlık durumu, fiziki özellikleri ve ilgilendiği spor dalına bağlı olarak değişiklik gösterir. 90 dakika ve üzerinde devam eden antrenmanlar için sporcu içecekleri ile takviye yapılması yararlı olabilir. Bu içecekler, elektrolit ve basit karbonhidratlar içerir. Karbonhidrat, sporcunun direncini büyük oranda arttırır. Böylece antrenman performansı yükselmiş olur. Soda ve meyve suyu gibi %10’dan fazla karbonhidrat barındıran içecekler ise mide bulantısı, kramp ve sık idrara çıkma gibi problemlere yol açar. Bu nedenle tercih edilmemelidir.
Aşağıda belirtilen örnek diyet listesi ortalama olarak 1800 kalori değerindedir. 3 ana ve 2 ara öğünden meydana gelir. Yağ yakmak, kilo kaybetmek ve kas gücünü arttırmak isteyen sporcular için uygun bir programdır. Ancak programa başlamadan önce uzman bir diyetisyenden yardım alarak gerekli kontrollerin yapılması gerekir.
• Kahvaltı: 3 yumurtayla yapılmış omlet, 2 dilim çavdar ya da tam buğday ekmeği, 50 gr yağsız peynir.
• Ara Öğün: İnce kesilmiş 1 dilim karpuz ya da orta boy bir ekşi elma.
• Öğlen: 1 porsiyon kepekli makarna, 200 gr ızgarada pişirilmiş ya da haşlanmış tavuk eti.
• Ara Öğün: 1 tatlı kaşığı reçelle karıştırılmış 50 gr yağsız yoğurt.
• Akşam: Bolca kırmızı biber ve dereotu ile hazırlanmış ton balıklı salata.

Vücut yağ oranı ve ağırlığı ideal seviyede olan, formunu korumak isteyen sporcuların günlük en az 2000 kalori almaları gerekir. Aşağıda örnek olarak verilen diyet programı 2200 kalori içerir. Diyet listesini uygulamadan önce bir uzmandan onay alınması oldukça önemlidir. Her sabah güne 2 bardak su içerek başlanır.
• Kahvaltı: 2 yumurtanın beyazı ve 1 tam yumurta ile hazırlanmış lor peynirli ya da mantarlı omlet, 50 gr az yağlı peynir, 5 tane zeytin ve 2 dilim tam buğday ekmeği.
• Ara Öğün: 15 adet kavrulmamış fındık ya da badem, 1 porsiyon az şekerli meyve.
• Öğlen: 2 dilim tam buğday ekmeği, 1 porsiyon yoğurt (4 yemek kaşığı kadar), 200 gr ızgara tavukla haşlanmış salata
• Ara Öğün: 2 tane kuru incir, 1 su bardağı kefir ya da süt.
• Akşam: 1 porsiyon zeytinyağlı sebze yemeği, 1 porsiyon bulgur pilavı ya da kepekli makarna, 150 gr yağsız dana eti ya da köfte.
Ara Öğün: 1 su bardağı yağsız süt.
Profesyonel Sporcu Beslenmesi Nasıl Olmalıdır?
Profesyonel sporcuların beslenme listeleri tamamen kişiye özel hazırlanmalıdır. Kişinin ilgilendiği spor branşı, günlük yaktığı enerji miktarı, antrenman programı, yaşı, kilosu, vücut yağ oranı, kronik hastalıklarının olup olmaması ve cinsiyeti gibi faktörler beslenme programlarında değişikliklere sebep olur. Sporcular her besin grubunu yeterli miktarda ve doğru gıdalarla almalıdır. Ergojenik ürünlerin kullanılması halinde, günlük alınacak besin ögesi değerleri düzenlenmelidir.
Vücut ihtiyaç duyduğu enerjiyi karbonhidratlardan sağlar. Ancak işlenmiş gıdalar, rafineri un kullanılan ürünler ve abur cubur ürünler gibi karbonhidrat kaynakları vücutta yağ depolanmasına yol açar. Bu nedenle doğru karbonhidrat kaynaklarına yönelmek gerekir. Sporcuların kas gelişimini ve onarımını sağlayabilmeleri için doğru miktarda protein almaları da oldukça önem taşır.
Profesyonel sporcu beslenmesi, günlük 2000 ila 5000 kalori değerleri arasında tutulur. Çok ağır antrenman programlarında ve direnç sporlarında alınan kalori miktarı yükselmelidir. Margarin ve benzeri yağlar yerine bitkisel ya da tohum kaynaklı yağların tercih edilmesi gerekir. Son olarak profesyonel sporcuların dehidrasyon problemi yaşamamaları için günlük su tüketiminin yeterli olması, antrenman sonrasında vücuttan atılan suyun yeniden dengelenmesi dikkat edilmesi gereken noktalar arasında yer alır.
Beslenme ve Su Tüketimi Sporcunun Performansını Nasıl Etkiler?
Sporcu diyeti ve antrenman planları birbirini tamamlayacak şekilde hazırlanır. Bu nedenle spor ve beslenme bir bütün olarak ele alınır. Vücut, antrenman öncesi ve sonrasına doğru beslenme ile hazırlanır. Bu sayede genel sağlık durumunu korumak mümkün olur. Her sporcunun düzenli, dengeli ve yeterli beslenmesi gerekir. Bunun için ideal enerji miktarı belirlenir. Ayrıca öğün atlamaktan kaçınmak, gün içerisinde 3 ana öğün ve en az 2 ara öğün tüketmek gerekir.
Spor sırasında çalışan kaslar deforme olur. Vücuda alınan protein sindirimin ardından amino asitlere dönüşür ve kas onarımını sağlar. Bu sayede vücutta depolanan yağların oranı düşer, kas kütlesi güçlenerek büyüme gösterir. Spora başlamadan önce vücudun enerji seviyesini dengelemek için doğru miktarda karbonhidrat almak gerekir. Böylece sporcunun performansı yükselir, dayanıklılığı artar. Antrenmanın ardından vücudun kaybettiği enerji ve suyun takviyesi yapılırsa daha hızlı onarım meydana gelir.
Spor yaparken terleme yoluyla çok fazla su kaybedilir. Bunun sonucunda ise dehidrasyon adı verilen problem ortaya çıkar. Sıvı kaybı yaşayan sporcunun genel sağlık durumu olumsuz etkileneceği için performansı ve dayanıklılığı da düşer. Her profesyonel sporcu başarısını katlamak, en yüksek performans ritmini yakalamak ister. Bu hedefin gerçekleşmesi için beslenme, su tüketimi ve dinlenmenin yeterli seviyede tutulması gerekir.
Sporcu Beslenmesinde Kullanılabilecek Supplementler Nelerdir?
Sporcu diyeti belli bir spor dalı ile uğraşanlar için önem taşır. Bir sporcu için karbonhidrat, yağ, protein önemli besinlerdir. Karbonhidrat alımı vücut enerjisi için oldukça önem taşır. Tahıllar, meyve ve sebzeler karbonhidrat grubuna girer. Bir sporcu için kan şeker ve kasların gelişimi baz alınırsa karbonhidrat burada önem taşır. Yine vücut için alınması gereken protein de önem taşır bunun için yumurta, balık, et, tavuk, peynir ve süt gibi ürünler ön plana çıkar. Yağlar ise enerji depolama kaynağıdır. Yağlar A, D, E, K vitamini taşır. Bir sporcu vücudu da hareketli metabolizması için her zaman yağa ihtiyaç duyar. Bitkisel yağlar, tereyağı, süt ve yoğurt ürünlerinden bu takviye yapılabilir.
Sporcu diyeti için tüm bunların alınması onların sağlığı için de önem taşır her spor öncesi antrenmanları kapsayacak şekilde alınan bu besinler onların hareket halindeyken daha sağlam ve dinç kalmalarına yardımcı olur. Böylece ayrıca spor aktivitesi de tamamlandıktan sonra yine aynı şekilde bu besinlerle gerekli takviye yapılmalıdır. Sporcu vücudu ne kadar dinç ve enerjik olursa işinde o kadar başarılı olur. Bunu göz önünde tutarak beslenmelerine önem vermeleri gerekir. Özellikle kas ve kemik gelişimleri ne kadar güçlü olursa hareket alanları da o kadar geniş be başarılı olur. Bunun için alınan besinlere dikkat etmeliler.
Sporcu Diyetinde Karbonhidrat İhtiyacı
Sporcu diyeti için belli başlı maddeler öne çıkar. Bunlar arasında ön planda olan karbonhidratlar bir sporcu için oldukça önem taşır. Bir sporcu günlük olarak karbonhidratı düzenli olarak almalıdır. Her sporcuya bir uzman tarafından uygulanan günlük karbonhidrat alımı vardır. Özellikle profesyonel olan sporcular için bu daha fazla önem taşır. Karbonhidrat içinde genellikle şu yiyecekler sporcu için serbest olur. Bunlar balık, kırmızı et, yumurta, yoğurt, tereyağı, sebze ve meyvedir. Bunlar tüketim açısından serbest verilir. Ayrıca bir sporcu bunların yanında bazı şeyleri de tüketmemeli. Şeker, tahıl ürünler, trans yağlar, işlenmiş gıdalar sporcu için zararlı besin grubunu oluşturur.
Karbonhidrat diyeti ile normal bir kişi yaklaşık 4 ve 8 kilo arasında kilo kaybı yaşar. Sporcu diyeti için burada önemli olan şey sporcunun kendi öz kilosunu korumak ve standart kilo aşamasında kalmasını sağlamaktır. Bu diyette serbest yiyecekler içinde kendi günlük besininizi kendiniz belirleyebilirsiniz. Ancak yasak olan besinlerden de uzak durmalısınız. Aksi takdirde hedeflenen standart ölçütlere ulaşmak zorlaşır. Özellikle hareketli ve aktif olan bir sporcu için yasak besinlerden her zaman uzak durulmalı. Bu onların sağlığı için önem taşır. Böylece daha başarılı ve sağlıklı bir spor hayatları olur. Her sporcu bu diyet programını uygulayarak kilolarını muhafaza ederler. Bu yüzden karbonhidrat diyeti onların spor yaşamı için önem taşır.
Sporcu Diyetinde Protein İhtiyacı
Sporcu diyeti içinde yer alan protein gelişmiş bir besin ağına sahiptir. Önemli protein kaynakları olarak öne çıkan besinler arasında et, balık, tavuk, yumurta, peynir, süt ve kuru baklagiller gibi besinler vardır. Bu besinler bir vücut için önemli protein kaynağını oluşturur. Hele ki bu kişi bir sporcu ise onun için alınması gereken en önemli şeylerden birisi proteindir. Protein ağırlıklı besinlere günün her öğününde yer vermek bir sporcu için önem taşır. Protein sayesinde kişi kendini daha canlı ve enerjik hisseder. Kan akışı hızlanır. Hareket sahasında daha aktif ve rahat davranır. Bu da önemli müsabakalar için ayrıca önem taşır.
Yağ ve karbonhidratla birlikte alınan protein günlük olarak sporcu diyeti içinde yer alır. Günlük olarak atlanmaması gereken bir besin zincirini oluşturan protein vücut için önemli gelişimleri içinde barındırır. Özellikle müsabakaya çıkmadan önce alınan protein takviyesi ile kişi daha başarılı sonuçlara imza atabilir. Bir sporcu için vücudu uyuşuk olmamalı. Protein enerji açısından da önemli bir yapıya sahip olduğu için bu uyuşukluk ve hazımsızlık durumunu rahatlıkla ortadan kaldırabilir. Bunun için günlük beslenme diyeti içinde yer alan protein tüketimine önem vermek gerekir. Aksi takdirde bir sporcu için olumsuz sonuçlar da ortaya çıkabilir. Protein sadece sporcu için değil her insan için önemli bir besindir. Bu yüzden alınması öne taşır.
Sporcu Diyetinde Yağ İhtiyacı
Sporcu diyeti için alınması gereken yağ onun vücudu için önem taşır. Yağ ihtiyacını bir sporcu kuruyemişler, bitkisel yağlar, tereyağı, yumurta, süt ve yoğurt gibi besin değeri yüksek yiyeceklerden karşılayabilir. Bu yağ kaynakları ile sporcu vücut enerjisini rahatlıkla toplayabilir. Bunun için alınması gereken yağ oranı her gün diyet programı içinde verilir. Bu miktarı fazla geçmemek kaydı ile günlük ihtiyaçlar bu şekilde karşılanabilir. Özellikle enerji açısından ön plana çıkan yağ tüketimi bir sporcu için önem taşır. Bir sporcu her zaman diğer insanlara göre daha hareketlidir. Müsabaka ve antrenmanları da hesaba katılırsa daha aktif bir hayatı vardır.
Bu hareketlilik sporcuya yağ yakma sonucunu doğurur. Bunun takviyesi ise sporcu diyeti ile verilir. Sporcu kaybettiği yağ oranını anında tedarik etmediği zaman çalışmasında gerekli başarıyı alamaz. Bunun için uygulanan diyet programı her zaman önem taşır. Sporcu vücuduna iyi bakmakla yükümlüdür. Vücuduna ve sağlığına ne kadar iyi bakarsa o kadar çok başarılı olur. Bunun için gerekli olan şey alınan belli miktarda besin değerine önem vermektir. Bunlar arasında yer alan yağlar da bir sporu için ilk sıralarda yer alır. Onun kaybettiği enerji miktarı işte bu yağlar ile karşılanabilir. Bu yüzden alınması gereken yağ oranını geçmeyecek şekilde bu alanda gerekli olan besin takviyesi yapılmalıdır.

https://www.tugbayaprak.com/sporcu-diyeti-sporcu-beslenmesi/

https://www.youtube.com/channel/UCwKrvCOQii2Pza6bYva8Z9w
submitted by DiyetisyenTugbaYprk to u/DiyetisyenTugbaYprk [link] [comments]


2020.07.31 16:29 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 11

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 11
https://preview.redd.it/bkq1v2rcd7e51.png?width=640&format=png&auto=webp&s=ae8b2d43ce820e78b0d7e427e4fa97d04b77f937

Marksizm 6

Dönemimizin tarihi açısından, Pierre Joseph Proudhon’un 1848 yılı Fransız Şubat Devrimi sonrasında kendi halkına adalet ve özgürlük toplumu kurmak için ne yapması gerektiğini anlattığı zaman hatırlanmaya değer bir andı. Proudhon, hala, bütün yönleriyle, zamanının tüm devrimci yoldaşları gibi, 1789’da haricen patlak vermiş ve o zamanlar hissedildiği üzere karşı devrim ve müteakip hükümetler tarafından daha başından bastırılmış olan devrim geleneğinde yaşıyordu. Proudhon dedi ki: Devrim feodalizme son verdi. Feodalizmin yerini yeni bir şeyler almalıydı. Feodalizm, Devletin ekonomi alanındaki bir düzeniydi, bağlılıkları açıkça ifade edilmiş askeri bir sistemdi. Özgürlükler yüzyıllar boyu feodalizmin altını oymuştu; sivil özgürlükler giderek daha fazla zemin kazanmıştı. Fakat bunlar, eski düzeni ve güvenliği de, eski birlikleri ve cemiyetleri de tahrip etmişti. Birkaç insan yeni özgürlük ve hareketlilik sayesinde zengin olurken, kitleler zorluğa ve güvencesizliğe maruz kalmışlardı. Hem herkes için özgürlüğü koruyup, genişletip ve yaratıp hem de güvenliği, mülk ve yaşam koşullarının büyük eşitlenişini, yeni düzeni nasıl gerçekleştirebiliriz?
Proudhon, devrimin, militarizme yani hükümete son verip vermeyeceğini; görevinin politikayı toplumsal yaşamla, politik merkeziyetçiliği ekonomik çıkarların doğrudan birliğiyle, insanlara hükmeden değil işle ilgilenen bir ekonomik merkezle ikame etmek olup olmadığını devrimcilerin henüz bilmediğini söyler.
Görünürde sıkı olan bilimin adamı Marx, gelişmenin yasa koyucusu ve dikte edeni idi. Bununla ilgili beyanlarda bulundu. Ve kendisi gelişimi belirlediğine göre o kesin olmalıydı. Olaylar bitmiş, kapalı, ölü bir gerçeklik gibi hareket etmeliydi. Bu yüzden Marksizm bir doktrin ve adeta dogma şeklinde var olur.
Proudhon diyor ki, siz Fransızlar, küçük ve orta ölçekli çiftçilersiniz, küçük ve orta ölçekli esnafsınız; tarımda, sanayide, ulaşımda ve iletişimde faalsiniz. Şu ana kadar bir araya gelmek ve birbirinizden korunmak için krallara ve onların memurlarına ihtiyaç duydunuz. 1793’te devletin kralını lağvettiniz ancak ekonominin kralını, altını elde tuttunuz. Böylelikle ülkede bela, düzensizlik ve gelecek kaygısı bıraktığınız için kralların ve memurlarının ve orduların geri dönmesine izin vermek zorunda kaldınız. Otoriter aracıları defedin. Parazitleri ortadan kaldırın. Çıkarlarınızın dolaysız birliğinden emin olun. O zaman feodalizm ve devletin varisi olan bir topluma sahip olacaksınız.
Altın nedir? Sermaye nedir? Bu, bir ayakkabı, masa ya da ev gibi bir şey değildir. Bir şey değildir, gerçek bir şey değildir. Altın, ilişki için bir işarettir. Sermaye insanlar arasında ilişki olarak ileri geri giden bir şeydir. İnsanlar arasında bir şeydir. Sermaye itibardır; itibar, çıkarların karşılıklılığıdır. Şu anda devrim içindesiniz. Devrim – heves, güven ruhu, eşitlenme coşkusu, bütün için gayret arzusu – sizin başınıza geldi, sizin aranızda oluştu: kendiniz için doğrudan karşılıklılık yaratın. Hiçbir parazit, vampir-benzeri aracı olmadan kendi çalışmanızın üretimi ile birbirinize gittiğiniz bir kurum tesis edin. O zaman hiçbir vasi otoriteye ne de en yeni beceriksizlerin, Komünistlerin, bahsettiği siyasi hükümetin mutlak iktidarının ekonomik yaşama aktarılmasına ihtiyaç duymayacaksınız. Görev şudur: ekonomik ve kamusal yaşamda özgürlüğü öne sürmek ve yaratmak ve zorluğun, güvenliksizliğin, eşyanın sahipliği değil de insan ve köle-sahipliğinin hâkimiyeti olan mülkiyetin ve tefecilik olan faizin lağvedilmesi için eşitlenmeden emin olmak. Bir takas bankası yaratın!
Takas bankası nedir? Özgürlük ve eşitlik için dışsal bir biçimden, objektif bir kurumdan başka bir şey değildir. Kim faydalı bir işle uğraşıyorsa – çiftçi, esnaf, işçiler birliği – hepsi, basitçe, çalışmaya devam etmelidir. İşin örgütlenmeye, diğer bir deyişle otoriteler tarafından emredilmesine ya da millileştirilmesine ihtiyacı yoktur. Halkın ihtiyaç duyduğu her şeyin üretimi sırasında marangoz mobilya yapar; ayakkabıcı çizme yapar; fırıncı ekmek pişirir vs. Marangozsun, ekmeğin mi yok? Elbette ki fırıncıya gidip fırıncının ihtiyacı olmayan sandalye ve dolabı teklif edemezsin. Takas banka git ve siparişlerini ve ürünlerini evrensel geçerli çeke dönüştür. Proleterler, ücret için çalışmak üzere müteşebbise bundan böyle gitmek istemiyor musunuz? Bağımsız olmak mı istiyorsunuz? Fakat ne atölyeniz, ne aletleriniz ne de yiyeceğiniz mi var? Bekleyemiyorsunuz ve kendinizi hemen mi kiralamanız gerekiyor? Lakin müşterileriniz mi yok? Diğer proleterler, siz proleterler, hepiniz, sömürücü simsarların aracılığı olmadan ürünlerinizi birbirinizden satın almak istemez misiniz? Sonra kendi alım-satımlarınızdan emin olun, siz ahmaklar! Müşteri muteberdir. Müşteri bugün adlandırıldığı üzere paradır. Sıralama her zaman yoksulluk-kölelik-iş-ürün şeklinde olmak zorunda değil midir? Karşılıklılık, eşyanın yönünü değiştirir. Karşılıklılık doğanın düzenini yeniden sağlar. Karşılıklılık paranın kurallarını kaldırır. Karşılıklılık birincildir: çalışmak ve ihtiyaçlarını karşılamak isteyen tüm insanlara imkân veren, insanlar arasındaki ruhtur.
Proudhon, hiç suçlu aramayın, herkes suçludur, diyor. Bazıları köleleştirir ve diğerleri en temel ihtiyaçları alıp götürür ya da en az ihtiyacı geride bırakır yahut acenta ve denetmenler olarak köleleştiren efendilere hizmet eder. İntikam ruhu, öfke ya da yıkıcılıktan meydana gelmeyecektir, yeni toplum. Yıkım, yapıcı bir ruh ile gerçekleştirilmelidir. Devrim ve muhafaza etme birbirini dışlamaz.
Eski Romalıları taklit etmekten vazgeçin. Jakobit[1] diktatörlük rolünü geçmişte oynadı fakat tribünlerin büyük tiyatroları ile güzel davranışlar sizin toplumunuzu yaratmaz. Gerçek hayatta yürütülmelidir. Faydalı nesneleri yeterli miktarda yaparsınız; faydalı şeyleri adil dağılım ile tüketmek istersiniz; o halde doğru bir biçimde takas etmelisiniz.
Çalışma ile yaratılmamış şeyin, der Proudhon, değeri yoktur; işçiler kapitalistlerin üstünlüğünü yaratmıştır ve siz yarattığınız değerleri saklayıp kullanamazsınız çünkü siz yalıtılan ve mal sahiplerinin servetini artıran ve böylelikle onlara köleler ve mülk üzerinde iktidar sağlayan mülksüz insanlarsınız. Fakat bu durumda o, sadece imtiyazlının elindeki birikmiş malın mevcut stoklarına bakmanın ve de bunları sadece siyaset ya da şiddet yoluyla onlardan almayı düşünmenin ne kadar çocukça olduğunu söyleyebilir. İşçiler tarafından yaratılan değer her zaman değişir, her zaman dolaşımdadır. Bugün değer, kapitalistten tüketici olarak işçi aracılığıyla kapitaliste geri döner; değer, kapitalistten tüketici işçilere gitsin fakat onlardan tekrar kapitalistlere değil, aynı işçilerin, üreten işçilerin ellerine dönsün diye kendinizin karşılıklı davranış biçimini dönüştürerek yeni kurumlar tesis edin.
Proudhon tüm bunları, benzersiz bir güçle, ciddiyet ve coşkunluğun, tutkunun ve objektifliğin büyük bileşimi ile kendi halkına söylemişti. Proudhon, devrim, çözülme, geçiş ve kapsayıcı ve temel önlemler olasılığı anında yeni toplumu yaratacak, hükümetin son yasası olacak ve hükümeti söylendiği gibi geçici hükümet yapacak bireysel adımları ve kararları önermişti.
Ses oradaydı fakat dinleyiciler yoktu. Doğru zaman oradaydı fakat geçip gitti ve şimdiyse sonsuza dek yok oldu.
Proudhon biz sosyalistlerin yeniden keşfettiği şeyi; sosyalizmin her zaman mümkün ve her zaman imkânsız olduğunu biliyordu. Sosyalizm, doğru insanlar onu istediğinde diğer bir deyişle onu eyleme koyduğunda mümkündür ve insanlar onu istemediğinde ya da sözüm ona onu isteyip ona göre harekete geçemediğinde imkânsızdır. O yüzden bu adamın sesi duyulmadı. İnsanlar onun yerine incelediğimiz ve reddettiğimiz yanlış bilimi sunan, sosyalizmin kapitalist büyük sanayinin doruk noktası olduğu ve çok az kapitalistin şimdiden neredeyse sosyalist olmuş kurumların özel mülkiyetine sahip olduğunda geldiğini, böylelikle birleşmiş proleter kitlelerin özel mülkiyeti toplumsal mülkiyete geçirmesinin kolay olacağını öğreten bir başka sesi duydu.
Sentez adamı Pierre Joseph Proudhon yerine, analiz adamı Karl Marx duyulmuş ve dolayısıyla çözülme, çürüme ve çöküşün devam etmesine izin verilmişti.
Analiz adamı Marx, kendi kelime haznesinde hapsedilen sabit, katı kavramlarla çalıştı. Bu kavramlarla Marx, gelişim yasasını açıklamak ve adeta zorla kabul ettirmek istedi.
Sentez adamı Proudhon kapalı kavramsal kelimelerin yalnızca daimi devinim için sembol teşkil ettiklerini bize öğretti. Kavramları akan devamlılık içerisinde eritti.
Özellikle detaylara hevesli olan ve Marksizm eleştirileri sıklıkla bizim eleştirilerimizle örtüşen sözde revizyonistler – bu eleştirileri büyük ölçüde anarşistlerden, Eugen Dühring ve diğer bağımsız sosyalistlerden almış olmaları da şaşırtıcı değildir – asıl taktikleri olarak adlandırılabilecek bir şeylere tedricen âşık oldular. Bu şekilde Marksizm ile birlikte sosyalizmi de, neredeyse son izine kadar reddettiler. Şu anda kapitalist toplumda işçi sınıfını parlamento ve ekonomik araçlar üzerinden teşvik edecek bir parti kurma sürecindeler.
Görünürde sıkı olan bilimin adamı Marx, gelişmenin yasa koyucusu ve dikte edeni idi. Bununla ilgili beyanlarda bulundu. Ve kendisi gelişimi belirlediğine göre o kesin olmalıydı. Olaylar bitmiş, kapalı, ölü bir gerçeklik gibi hareket etmeliydi. Bu yüzden Marksizm bir doktrin ve adeta dogma şeklinde var olur.
Proudhon, şey-kelimeleriyle ilgili hiçbir sorunu çözmeyi istememiş; hareketleri belirleyen kapalı şeyler ve ilişkiler, apaçık bir varlık, oluş, kaba görünürlük, görünmez değişim yerine ve son olarak – en olgun yazılarında – toplumsal ekonomiyi psikolojiye dönüştürmüştür. Öte yandan psikolojiyi de kaba bireysel psikolojiden – ki bireyden yalıtılmış bir şey çıkarır – insanı bir dizi sonsuz, bölünmez ve ifade edilemez oluş şeklinde tasavvur eden toplumsal psikolojiye dönüştürmüştür. Bu bakımdan Proudhonizm diye bir şey yoktur, sadece Proudhon vardır. O halde Proudhon’un belli bir an için hakikatle ilgili söyledikleri, şeylerin on yıllardır devam etmesine izin verildiği günümüzde, artık uygulanamaz. Geçerli olan yalnızca Proudhon’un düşüncelerinde baki olandır; kendisine ya da geçmiş herhangi bir tarihsel ana körü körüne dönmek için hiçbir girişimde bulunulmamalıdır.
Marksistlerin Proudhon hakkında söyledikleri, yani onun sosyalizminin küçük burjuva ve küçük çiftçi sosyalizmi olduğu, bizim de tekrar etmemize izin verin, tamamen doğrudur ve onun en yüksek unvanıdır. Onun sosyalizmi, diğer bir ifadeyle, 1848 ila 1851 arası sosyalizmi, Fransız halkının 1848 ila 1851 arası sosyalizmidir. O anda mümkün ve gerekli olan sosyalizm idi. Proudhon, bir Ütopyacı ya da bir peygamber değildi; bir Fourer de değildi, Marx da. Eylem ve kavrama adamı idi.
Burada açıkça 1848-1851 yıllarının adamı olan Proudhon’dan bahsediyoruz. Bu adam şöyle söylemişti ve yaşadığı çağ onun böyle söylemesi için teşekkül etmişti: “Siz devrimciler, eğer bunu yaparsanız, büyük dönüşümü başaracaksınız.”
1848 yılının adamından olduğu kadar öğrenecek şeyimiz olan sonraki yılların adamı, devrimden sonra söylediği devrimci konuşmaları, beyhude melodramatik ya da pornografik bir öz-taklit ile tekrar etmeyi istemedi. Her şeyin kendi zamanı vardı ve devrim sonrasındaki her an, geçmişin büyük anında yaşamları durmamış herkes için devrim öncesi zamandı. Proudhon, aldığı pek çok yaradan kaynaklı kanamaya rağmen yaşamaya devam etti. O zaman şunu sordu kendisine: “Ben, eğer yaparsanız dedim; fakat neden yapmadılar?” Cevabını buldu ve sonraki çalışmalarında bu cevabı yazdı. Bu cevabın bizim dilimizdeki karşılığı şudur: “Çünkü ruh yoktu.”
Ruh, o zaman da yoktu ve 60 yıldır da yok ve hiç olmadığı kadar derine batıp kayboldu. Şu ana kadar gösterdiğimiz her şey bir cümle ile özetlenebilir: Tarihte öngörülen sözüm ona doğru anı beklemek bu hedefi daha da uzak bir tarihe ertelemiş ve bulanık bir karanlığa itmiştir; ilerlemeye ve gelişmeye duyulan güven gerilemenin adı idi ve bu “gelişme” dış ve iç koşulları yozlaşmaya daha da çok adapte etti ve büyük değişimi hiç olmadığı kadar uzak kıldı. Marksistler, insanlar kendilerine inandığı sürece “Henüz zamanı değil!” derken haklı olacaklar ve asla daha az değil, her zaman daha fazla haklı olacaklar. Bir deyişin, bu deyiş söylendiği ve çabucak duyulduğu için doğru olduğunu söylemek yaşamış ve meydana gelmiş en korkutucu çılgınlık değil midir? Ve herkesin oluşu, sanki nihai, tamamlanmış bir oluşmuş gibi ifade etme girişiminin, insanların zihinlerinde bunun güç kazanması halinde biçim ve yaratıcılığın güçlerini eninde sonunda zayıflatmak zorunda olduğunun farkına varması gerekmez mi?
Marksizme yılmadan saldırmamızın sebebi budur. Bu yüzden işin peşini bırakamayız ve ondan tüm kalbimizle nefret etmeliyiz. Marksizm bir tarif ve bilim değildir. Öyleymiş gibi davranmaktadır; fakat acizliğe yadsıyıcı, yıkıcı ve sakatlayıcı bir çağrı, irade eksikliği, teslimiyet ve kayıtsızlıktır. Sosyal Demokrasi’nin detaylar üzerinde arı-gibi çalışması – laf arasında söyleyelim Sosyal Demokrasi, Marksizm değildir – bu yetersizlik onun yalnızca öteki yüzüdür ve yalnızca sosyalizmin orada olmadığını ifade eder zira sosyalizm küçük ve büyük meselelerde bütünü hedefler. Bu tür bir detaylı olmayan çalışma sadece kasırgadaki bir kuru yaprak gibi mevcut anlamsızlığın döngüsünde, sadece pratiğe geçirilen, sürüklenişi reddedilecektir.
Marksistlerin düşündüğü gibi sosyalizmin gelmek zorunda olmadığını söyledik. Şimdi şunu söylüyoruz: çeşitli halklar tereddüt etmeye devam ederse, kendileri açısından sosyalizmin bundan böyle hiç de mümkün olmadığı zaman gelebilir.
Özellikle detaylara hevesli olan ve Marksizm eleştirileri sıklıkla bizim eleştirilerimizle örtüşen sözde revizyonistler – bu eleştirileri büyük ölçüde anarşistlerden, Eugen Dühring ve diğer bağımsız sosyalistlerden almış olmaları da şaşırtıcı değildir – asıl taktikleri olarak adlandırılabilecek bir şeylere tedricen âşık oldular. Bu şekilde Marksizm ile birlikte sosyalizmi de, neredeyse son izine kadar reddettiler. Şu anda kapitalist toplumda işçi sınıfını parlamento ve ekonomik araçlar üzerinden teşvik edecek bir parti kurma sürecindeler. Marksistler, Hegel tarzında bir ilerlemeye inanırken, revizyonistler Darwin tarzı bir evrimin taraftarıdırlar. Artık felakete ve aniden oluşlara inanmıyorlar; kapitalizmin ani bir devrim ile sosyalizme dönüşmeyeceğine fakat tedricen daha katlanılabilir bir biçim alacağına inanıyorlar.
Bunlardan bir kaçı sosyalist olmadıklarını kabul etmeyi tercih edebilir ve parlamentarizme ve parti politikalarına, oy toplamaya ve monarşizme adaptasyonlarında şaşırtıcı bir biçimde başarılı olabilirler. Diğerleri ise kendilerini hala tümüyle sosyalist olarak görebilir. Bunlar, işçilerin özel durumlarında, sözde endüstriyel anayasalcılık sayesinde işçilerin üretimdeki payında ve tüm ülkelerde demokratik kurumların genişlemesi sayesinde kamusal ve yasal koşullarda daimi, yavaş ve fakat durmayan bir iyileşme gördüklerine inanırlar. Hem kabul ettikleri hem de kısmen sebep oldukları Marksist doktrinin başarısızlığı üzerinden kapitalizmin hâlihazırda sosyalizm yolu üzerinde bulunduğunu ve bu gelişmeyi enerjik bir biçimde teşvik etmenin de sosyalistlerin görevi olduğu sonucunu çıkarırlar. Bu görüşleriyle, Marksizm’in ilk başta söylediği şeyin çok da uzağında düşmezler. Sözüm ona radikaller de her zaman aynı yol üzerindeydiler ve sadece bu görüşün devrimcilikle kırbaçlanmış ve bir araya gelmiş seçmen kitlelerine söylenmemesi dileğine sahiptirler.
Marksistlerin revizyonistlerle olan gerçek ilişkisi şu şekildedir: Marx’ın ve onun en iyi havarilerinin aklında, koşullarımızın tamamı kendi tarihsel bağlamları içerisinde yer aldığı ve bunların genel kavramlar altında toplumsal yaşamımızın detaylarını düzenlemeye çalıştığı vardır. Revizyonistler, yerleşik genellemelerin yeni doğan gerçekliklerle örtüşmediğini çok net gören fakat yine de çağımızı külliyen, yeni ve temelde farklı bir şekilde anlamaya ihtiyaç duyan karakteristik şüphecileridirler.
Marksizm, bir süre için, çok sayıda ıskat edilmişin kendi yoksulluğunun, doyumsuzluğunun farkına varmasına ve topyekûn bir değişim için ideal bir haleti ruhiyeye yol açmıştır. Bu süremezdi çünkü söz konusu bilimsel aptallığın ektisi altında kitleler beklemeye yönelmiş ve herhangi bir sosyalist faaliyet yapamaz hale gelmiştir. Bu şekilde, kitleler, siyasi ve demagojik yöntemlerle sürekli cesaretlendirilmemiş olmasalardı, tedrici bir dinginlik ve sakinlik çoktan kitlelere geri dönerdi. Revizyonistler erken kapitalizmin en kötü barbarlığının ortadan kalktığını, işçilerin proleter koşullara daha da alıştığını ve kapitalizmin hiçbir şekilde kendi çöküşüne yakın olmadığını şimdilerde görüyorlar. Elbette bizler, bunların tamamında, kapitalizmin sürdüğü muazzam tehlikeyi görüyoruz. İşin aslı, işçi sınıfının durumu – bir bütün olarak görüldüğünde – iyileşmemiştir. Aksine yaşam daha da zor ve nahoş bir hal almıştır. O kadar nahoş bir hale gelmiştir ki işçiler neşesizleşmiş, ümitsizleşmiş ve ruh ve karakter bakımından yoksullaşmıştır. Fakat en önemlisi sosyalizm için mücadele, doğru mücadele, münhasıran acıma hislerine ya da öncelikle belli bir insan sınıfının kaderine bağlı olmaz. Toplumun temellerinin tümden dönüşümü ile ilgilidir. Hedefi yeni bir yaratımdır.
Bizim işçilerimiz bu halet-i ruhiyeyi giderek kaybetmiştir (zira hiçbir zaman halet-i ruhiyeden daha fazlası olmamıştır), çünkü Marksizmde çözülme ve iktidarsızlık unsurları başından itibaren öfke kuvvetlerinden daha güçlüydü ve herhangi bir olumlu içerikten de yoksundu. İşçi sınıfının, Tanrının ya da tarihsel zorunluluk gereği gelişimin seçilmiş insanları değil, daha ziyade en şiddetli acı çeken insanların bir kısmı olduğunu hâlihazırda bilenler açısından revizyonizm fenomeni ve onun hoşgörülü şüpheciliği sadece eylemsizlik, kararsızlık ve kitlelerin rehaveti üstündeki “ideolojik üstyapı”dır ve işçi sınıfı sefalete eşlik eden ruhsal değişimler yüzünden bilgi elde etmeyi en zor iş olarak görecektir. Bu alandaki tüm genellemelerden kaçınmak en iyisidir. İşçi sınıfı oldukça farklıdır ve acının çok farklı insanlar üzerinde her zaman çok farklı etkileri olur. Fakat acının büyük kısmı birinin kötü durumunun kavranmasıdır ve en azından bu ölçüde hiç acı çekmemiş kaç proletarya vardır!
Devrim başarısız olduktan sonraki zamanlarda, devrimden önceki bu altmış yıl boyunca, ilişkilerin nasıl değiştiğini biliyoruz. Bunlar kapitalizmin uyumunun, proleterleşmenin on yılları idi ve pek çok açıdan hâl-i hazırda kalıtsal hale gelmiş gerçek bir adaptasyondu. İnsanlar arasındaki ilişkilerde bozulma vardır ki bireysel insanlara ait pek çok bedenin şimdiden fark edilir bir biçimde çürümesine dönüşmüştür.
Yeryüzü neredeyse tümüyle keşfedildi, çok geçmeden neredeyse tamamı iskân edilecek ve buralara sahip olunacaktır. Şu anda ihtiyaç duyulan şey, bildiğimiz insan dünyasında daha önce hiç var olmamış gibi bir yenilenmedir. İşte bu, bizi çok daha fazla etkilemesi gereken bu yeni şey, zamanımızın belirleyici özelliğidir.
Burada bahsettiğimiz muazzam bir tehlikedir. Marksistlerin düşündüğü gibi sosyalizmin gelmek zorunda olmadığını söyledik. Şimdi şunu söylüyoruz: çeşitli halklar tereddüt etmeye devam ederse, kendileri açısından sosyalizmin bundan böyle hiç de mümkün olmadığı zaman gelebilir. Buna rağmen insanlar birbirine karşı çok aptalca, çok alçakça hareket edebilir. Tümüyle esarete teslim olabilir ve kendi gaddarlıklarını kabul edebilir: Tüm bunlar insanlar arasında bir şeydir, kendilerine kararlı, canlı duyguların hizmet etmesi halinde işlevsel ve gelecek nesilde ya da hâlihazırda yaşayan insanlarda değiştirilebilen bir şeydir. Toplumsal ya da genellikle söylendiği gibi psikolojik ilişkiler meselesi olduğu müddetçe bu durum henüz kötü değildir. Kitlesel sefalet, yoksulluk, açlık, evsizlik, psikolojik yılgınlık ve ahlak bozukluğu ve zevk düşkünlüğü, aptalca lüks, militarizm, ruhsuzluk – hepsi, oldukları halleriyle kötüdürler, isabetli bir doktor gelirse yaratıcı ruhtan, büyük devrimden ve yenilemeden (regeneration) çıkarsa bunları tedavi edilebilir. Fakat tüm zorluk ve baskı ve ruhsuzluk insanlar arasında bir şeyler olmaktan çıkarsa, ruhta bulunan ilişkiler bozulursa, adına ruh dediğimiz insanlar arası ilişkiler kompleksine bundan böyle rahatsızlık vermezse, kronik yetersiz beslenme yerine, alkolizm, uzun süreli acımasızlaşma, sürekli tatminsizlik, akut ruhsuzluk (ki ruh ve sosyal yapı açısından önemi, ağı açısından örümceğin önemi gibidir) bireysel bedenlerde kapsamlı etkilerle birlikte değişimlerle sonuçlanırsa, o zaman hiçbir çare yardımcı olamayacaktır ve halk ya da halkların tüm kesimleri yıkıma mahkûm olabilecektir. Halkların her zaman yok olması gibi, onlar da yok olacaktır: diğer, sağlıklı halklar bunların efendileri olur ve halkların karışımına dönüşür ve hatta bazen de kısmi imha yaşanır – eğer, en azından diğer, sağlıklı halklar hala yaşıyorsa. Kimse uluslar tarihinin ilk dönemlerinden analojilerle ucuz oyunlar oyamamalıdır. Çünkü zamanı geldiğinde, şeyler, gene, sözde ulusların göçü denilen zamanlarda yaptıkları gibi ilerlemek zorunda değildir. İnsanoğlunun başlangıç zamanlarında yaşıyoruz ve bu yeni başlamış insanoğlunun sonunun başlangıcı olabileceği tümüyle göz ardı edilemez. Belki de hiçbir çağ gözlerinin önünde dünyanın sonunun bu kadar tehlikeli bir biçimde belirdiğini biziler kadar görmemiştir.
Gerçek ilişkiler kompleksi bakımından insanoğlu, dışsal bağlarla ve içsel çekimle ve ulusal sınırları aşan dürtüyle bir arada duran bir dünya toplumu elbette ki henüz mevcut değildir. Fakat bunun vekilleri oradadır ve bunlar bir ersatz’dan daha fazlası olabilir. Bunlar, başlangıç olabilir: dünya pazarı, uluslararası anlaşmalar ya da hükümet politikaları, uluslararası örgütler ve çeşitli türde kongreler, küre çevresinde trafik ve iletişim, bunların hepsi, eşitlik olmasa bile, en azından çıkarların özümsenmesini, gelenekleri, sanatı veya sanatın modaya uygun yedeğini, teknoloji ruhunu, siyasi biçimleri daha da çok yaratmaktadır. İşçilere de bir ulustan diğerine giderek daha fazla ödünç verilmektedir. Dahası tüm ruhsal gerçeklikler – din, sanat, dil, genelde ortak ruh – orada ikişerli bulunmaktadır ya da bize doğal bir zorunluluk gereği ikişer ( birincisi birey ruhunda nitelik olarak ya da meleke olarak ve ikincisi insanlarla yaratıcı örgütler ve birliklerin iç içe geçtiği bir şeyler olarak) görünmektedir. Tüm bunlar özensiz bir biçimde ifade edilmiştir. Geçiş yaparken düzeltilebilecek olan hemen yapılacaktır fakat bu zamanda bu dil eleştirisi uçurumunun ve fikirler teorisinin (ikisi de birbirine aittir) derinine inemeyiz. Tüm bunlara şunu söylemek için değinildi: medeniyet (humanitas), humanité, humanity ve beşeriyet ki bunlara şimdilerde göstermelik merhametli bir lütuf, zayıflatılmış ve derinlik yoksunu bir ifade ile “insaniyet”(humaneness) diyoruz – tüm bu kelimeler, aslen sadece bireyde yaşayan ve hükmeden insanoğluna atfedilmekteydi. Bir zamanlar, en azından Hıristiyanlığın tam zamanında çok güçlü bir şekilde vardı, fiziken çokça hissediliyordu. Özdeş toplum olarak mütekabiliyet bireyde temerküz eden ve bireyler arasında büyüyen beşeriyete geldiğinde ancak dışsal anlamıyla gerçek beşeriyete varabileceğiz. Bitki tohumunda bulunur, tıpkı, tohumun, atalarına ait bitkilerin sonsuz zincirinin cevheri olması gibi. İnsanoğlu hakiki varlığını bireyin insaniliğinden alır. Bireyin insaniliğinin sadece geçmişin sayısız neslinin varisi olması da tıpkı böyledir. Olan şey oluştur, küçük evren (mikrocosm), evrendir (macrocosm). Birey halktır, ruh toplumdur, düşünce birlik bağıdır.
Fakat bildiğimiz birkaç bin yıllık tarihte insanoğlu ilk kez tam anlamıyla ve tam kapsamlı olarak haricen birleşmek istiyor. Yeryüzü neredeyse tümüyle keşfedildi, çok geçmeden neredeyse tamamı iskân edilecek ve buralara sahip olunacaktır. Şu anda ihtiyaç duyulan şey, bildiğimiz insan dünyasında daha önce hiç var olmamış gibi bir yenilenmedir. İşte bu, bizi çok daha fazla etkilemesi gereken bu yeni şey, zamanımızın belirleyici özelliğidir. Tüm dünyada insanoğlu yaratılmak istemektedir ve bunu, eğer birleşmiş insanoğlunun başlangıcı, sonu olmayacaksa, insanoğlunun başına güçlü bir yenilenme geldiği o anda istemektedir. Önceden bu tür bir yenilenme genellikle geri kalandan ve kültürel karışımdan ortaya çıkan yeni halklar ile ya da göç alan yeni ülkelerle özdeşti. Halklar birbirine ne kadar çok benzerse ülkeler o denli yoğun iskâna tabi oluyordu ve dışarıdan veya içeriden bu tür bir yenilenme için umut da o kadar az oluyordu. Hâlihazırda kendi halklarımızdan ümit kesmek isteyenler ya da en azından zihinlerin radikal yenilenmesi için dış dürtünün ve canlı enerjinin dışarıdan, şifalı uykularından yeni uyanmış eski halklardan gelmesi gerektiğine inananlar, hala, Çin, Hindu ya da belki Rus halkları için umut inşa edebilir. Bazıları, çocuksu Kuzey Amerikan barbarlığı arkasında belki de hala saklı kalmış bir idealizmin ve fevkalade patlak verecek coşkun bir ruha ait fazla enerjinin olduğunu yine de ümit edebilir. Ancak 40 ya da 50 yaşlarında olan bizlerin bu romantik beklentiler yüzünden gene de hayal kırıklığı yaşayacağımız ve Çinlilerin Batıyı taklitte Japonya’yı takip edeceği, Hinduların salt çürüme kanallarına hızlıca geri kaymak, vs. için yükseleceği akla yatkındır. Asimilasyon çok hızlı ilerlemektedir. Medeniyet ve medeniyetle birlikte gerçek fiziki ve psikolojik çöküş yayılmaktadır.
Vaktiyle çürüyen rafine medeniyetten ve taze kandan yeni bir başlangıç çıktığı gibi, yeniden yükselişe geçeceğimize dair kesin, yanılmaz işaretler var mıdır? İnsanoğlunun, sonradan olacağı şey: ulusların sonu için geçici, kusurlu bir kelime olmadığı kesin midir? Şimdiden yoz, pervasız ve köksüz kadınlar ve onların erkek eşleri hafif meşrepliği yere göre sığdıramıyor ve aileyi, çeşitli, özgür ve sınırsız birliktelik hazzıyla, babalığı da annelik devlet sigortası ile ikame etmek istiyorlar. Ruh özgürlük ister ve onu içerir.
İhtiyacımız olan cesareti ve ivediliği elde etmek için kendimizi bu boşluğa bırakmalıyız. Bu sefer yenilenme bilinen herhangi bir zamana kıyasla daha güçlü ve farklı olmalıdır. Sadece kültür ve beraberinde yaşamın insani güzelliğini arıyor değiliz. Bir çare arıyoruz; kurtuluş arıyoruz. Yeryüzünde bugüne kadar var olmuş en büyük dışsal katman yaratılmalıdır ve bu katman, imtiyazlı tabakada – küresel insanoğlu – şimdiden hazırlanmaktadır. Yine de bu, harici bağlarla, anlaşmalarla ve hükümetsel yapı ya da korkunç buluş olan dünya devleti ile gelemeyecek, ancak en küçük grupların, yukarıdaki tüm toplulukların yeniden tesis edilmesi ve en bireysel bireyselcilik ile gelecektir. Şümullü bir toplum inşa edilmeli ve inşa küçük ölçekte başlamalıdır; tüm mıntıkalara uzanmalıyız ve bunu da ancak çok derin kazarsak yapabiliriz zira bundan böyle dışarıdan daha fazla yardım gelemez. Artık işgal edilmemiş hiçbir toprak yoğun kalabalık halkları yerleşmeleri için davet etmeyecektir; insanoğlunu tesis etmeliyiz ve bunu ancak insanilikte bulabiliriz. Bunun da sadece bireylerin gönüllü ilişkisinde ve doğal olarak birbirlerine yakınlaşan, aslında bağımsız insanlar topluluğundan yükselmesini sağlayabiliriz.
Ancak şimdi biz sosyalistler rahat bir şekilde nefes alıp kaçınılmaz zorluğu, görevimizi, varlığımızın bir parçası olarak kabul edebiliriz. Şimdi, fikrimizin bizim benimsediğimiz bir fikir değil de bizi seçim yapmaya – ya peşinen insanoğlunun gerçek yıkımını tecrübe etmeye ya da bu yıkımın çevremizde aşınan başlangıçlarını seyretmek veya kendi eylemimizle yükselişin ilk başlangıcını yapmaya – sevk eden çok güçlü bir dürtü olduğunu içten bir kesinlikle hissediyoruz.
Burada muhtemel bir gerçekliğin bir kuruntusu olarak tehdit etmesine izin verdiğimiz dünyanın sonu elbette ki neslin ani olarak tükenmesi değildir. İçinde karşı konulamaz türde bir kaide bulma eğilimi ve analojiye karşı uyarıda bulunuyoruz çünkü kimi çöküş dönemlerinin ardından gelen büyük dönemleri biliyoruz. Durumu gözümüzde canlandırdığımızda, hangi emsalsiz hızla ulusların ve sınıfların bu kapitalist medeniyette birbirine daha da benzer hale geldiğini; proleterlerin nasıl sıkıcı, uysal, kaba, dışsal ve artan ölçüde alkolik olduğunu; dinlerini kaybetmeleri ile her tür içsel hissi ve sorumluluğu nasıl kaybettiklerini; tüm bunların fiziki etkilerinin nasıl olduğunu; üst sınıfların siyaset, kapsamlı görüş ve belirleyici eylem açısından güçlerini nasıl kaybettiğini; sanatın züppelik, modaya uygun değersiz ve arkeolojik ve tarihsel taklit ile nasıl ikame edildiğini; nasıl eski din ve ahlak ile her sıkı standardın, her kutsal ittifakın, her karakterin sağlamlığının kaybedilmekte olduğunu, kadınların yüzeysel kösnüllük ve renkli, dekoratif şehvet girdabına nasıl çekilmekte olduğunu; doğal düşünülmemiş nüfus artışının tüm halk katmanlarında azalmaya nasıl başladığını ve bilim ve teknolojinin rehberliğinde çocuksuz seks ile ikame edildiğini; sorumsuzluğun, hâkim koşullar altında neşesiz iş yapmayı artık kaldıramayan proleterlerle vatandaşlar arasındaki tam da en iyi unsurları nasıl istila ettiğini görüyoruz. Eğer tüm bunların toplumun her katmanında nevroza ve histeriye dönüşmeye başladığını nasıl görüyorsak, o zaman kişi, iyileşme için, yeni kurumların yaratılması için kendisini toplayacak olan halkın nerede olduğunu sormalıdır. Vaktiyle çürüyen rafine medeniyetten ve taze kandan yeni bir başlangıç çıktığı gibi, yeniden yükselişe geçeceğimize dair kesin, yanılmaz işaretler var mıdır? İnsanoğlunun, sonradan olacağı şey: ulusların sonu için geçici, kusurlu bir kelime olmadığı kesin midir? Şimdiden yoz, pervasız ve köksüz kadınlar ve onların erkek eşleri hafif meşrepliği yere göre sığdıramıyor ve aileyi, çeşitli, özgür ve sınırsız birliktelik hazzıyla, babalığı da annelik devlet sigortası ile ikame etmek istiyorlar. Ruh özgürlük ister ve onu içerir. Ruhun böyle birliktelikleri aile, kooperatif, profesyonel grup, topluluk ve ulus olarak yarattığı yerde özgürlük vardır ve insanoğlu da burada vücut bulabilir. Fakat ruhun yerini almış tahakkümün, cebri kurumlarında ruh yerine şimdilerde neyin köpürmeye başladığını biliyor muyuz, bu ikameye katlanabileceğimizden emin olabilir miyiz? Ruhsuz özgürlük, kösnül özgürlük, sorumsuz haz özgürlüğü? Ya da tüm bunların kaçınılmaz sonucunun en dehşetli eziyetler ve yalnızlık, en dermansız zayıflık ve hissiz umursamazlık mı olacak? Acaba bir coşkun duygu ve yeniden doğuş anı ve büyük kültürel topluluklar federasyonu devrinin anını hiç yaşayacak mıyız? Şarkıların insanlarda yaşadığı, kulelerin birliği ve coşkuyu cennete taşıdığı ve ruhlarında halkın temerküz ettiği insanları yüceltmek suretiyle büyük işlerin halkın büyüklüğünü temsil etmek için yaratıldığı zamanlar hiç olacak mı?
Bilmiyoruz ve bu yüzden buna teşebbüs etmenin görevimiz olduğunu biliyoruz. Geleceğin sözde biliminden şu anda tamamen kurtulduk. Sadece hiçbir gelişme yasası olmadığını biliyor değiliz. Güçlü tehlikeyi, şimdiden çok geç kalmış olabileceğimizi, tüm teşebbüslerimizin ve eylemlerimizin belki de artık yardımcı olamayabileceğini dahi biliyoruz. Ve bu yüzden kendimizdeki, tüm bilgilerimizdeki son bağlarımızı da atıp kurtulduk, daha fazlasını biliyor değiliz. Tarif edilmemiş ve belirsiz bir şeyler önünde ilkel bir adam gibi duruyoruz. Önümüzde hiçbir şey yok ve her şey yalnızca kendi içimizde var: bizde gelecekteki insanoğlunun değil geçmişteki insanoğlunun realitesi ya da etkinliği var; dolayısıyla bu realite ya da etkinlik aslen içimizde var. Başarı bizim içimizdedir. Bizi yolumuza koyan aldatılamaz görevimiz içimizdedir. Yapılanın ne olması gerektiğinin imgesi içimizdedir. Süflilik ve sefaleti geride bırakma ihtiyacı içimizdedir. Adalet hiç şüphesiz ve amansız içimizdedir. Karşılıklı yanıt arayan ahlak ve herkesin çıkarını tanıyan akıl içimizdedir.
Burada yazıldığı gibi hissedenler, en büyük cesareti en büyük ihtiyaçtan doğanlar, her şeye rağmen yenilenmeye teşebbüs etmek isteyenler – şimdi onların toplanmasına izin verin; çağrılanlar onlardır; uluslara ne yapılması gerektiğini söylemeleri ve halkların işe nasıl başlayacaklarını göstermeleri için onlara izin verin.
Çev: Nesrin Aytekin
[1] İngiltere kralı 2. James yanlısı.

https://itaatsiz.org/?p=5532
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2019.02.14 08:07 KuluckaMakinesi Yumurta inkübatörü

Bir inkübatör, kuluçka makinesi veya inkübatör, tavukların filiz yumurtalarından kaçması için uygun koşulları sağlayan bir cihaz olarak adlandırılır. Doğal inkübasyonda, yumurtaların sıcaklığı, nemi ve rotasyonu, yumurtadan çıkma için annenin tavuğu tarafından sağlanır. Ancak tavuklarda, bu elementlerin yapay inkübasyonu düzenlenir. Günümüz kuluçka makinelerinde kuluçka verimliliğini artırmak için yapay zeka ve ultra hassas sensörler gibi teknolojiler kullanılmaktadır.

Yapay inkübasyon koşulları

Annenin Kerç sırasındaki tavuğu veya tomurcukların yumurtaları üzerinde uyması, sıcaklık, nem ve oksijen temini için uygun koşullar sağlar ve gagasını kullanarak yumurtaların dönmesini gerçekleştirir. Bir inkübatör veya inkübatör, yapay inkübasyon için bu koşulları sağlamaktan sorumludur. Bu koşullar aşağıdaki gibidir:

Sıcaklık: Kuşları kuluçkalamak için en uygun sıcaklık genellikle 37,8 santigrat derecedir. Bu miktarın yüksek veya düşük sıcaklığı, tükürük yumurtaların kaybına neden olur. İnkübatör, bir soğutucu kullanarak cihazın içinde en uygun sıcaklığı sağlar.

Nem: İnkübasyon için optimum nem% 55 ile% 65 arasındadır.

Klima ve Oksijen Dağıtımı: Embriyo için gereken oksijen, kabuk içine gözeneklerden geçirilir ve karbondioksit salınır. Kuluçka için oksijen miktarı% 10 ila% 20 arasındadır. Oksijen konsantrasyonundaki yüzde bir azalma için, inkübasyon verimliliğinin yüzde 5'i azalır. Ayrıca, havadaki karbondioksit konsantrasyonu% 5'e ulaşırsa, inkübasyon mümkün olmaz ve embriyo yumurta içinde kaybolur.

Yumurta dönüşü: Dönen yumurtalar, filizlerin yumurta kabuğuna düşmesini önlemek için gereklidir. Normal inkübasyonda tavuk, gagalarını kullanarak genellikle yumurtaları günde 6 kez döndürür. İnkübatör, yumurtaları her dört saatte bir döndürür.
Stiller ve yöntemler

Modern elektrikli tarama cihazları, ısıtma elemanları ile ısıtılır. Termal elemanların ürettiği ısı, termoplastik (termostat) tarafından sürekli kontrol edilir. Kuluçkahaneler, tavuk yetiştirme tesislerine sahip bir çiftlik evinde kullanılabilir ya da kuluçkalandıklarında bir yumurtadaki kurum içi ve tavukları gözlemlemek için ortak bir sınıfta kullanılabilir. Bazı endüstriyel kuluçka makinaları 124,416 yumurtaya kadar dayanabilecek kadar büyüktür. Bu hackleme makinelerinin bazıları sadece birkaç yumurta tutabiliyor.

Av makinesi, kontrol gerektiren sıcaklık ve nem gibi çevresel koşullar için bir cihazdır. Bu makine genellikle bakteri, kuluçka veya yapay yumurta kuluçka yetiştirmek ve yetiştirmek veya kimyasal veya biyolojik reaksiyonlar için uygun koşulları sağlamak için kullanılır. Sadece kuşlar için değil, aynı zamanda sürüngen tohumları için de kullanılır. Cihaz aynı zamanda bir annenin ısı sağlamasına gerek kalmadan embriyonun yumurta içinde büyümesini sağlar. Yumurta civcivleri yaklaşık 21 gün sonra yumurtadan çıkarlar, ancak yumurtaların daha kısa veya daha uzun süre çalışmasını gerektiren diğer kuş türleri. Bir kuluçkahane, yumurta için en iyi ortamı ve koşulları ayarlayabilmelidir, çünkü sıcaklık, nem ve yumurta dönmesi gibi faktörler belirli bir zamana sahiptir ve gerektiği gibi döndürülmelidir çünkü aslında bu makine tavuk rolünü oynar. Anne normal yumurtada oynar. Yumurtadan çıkma makinesi ayrıca normal koşullarda yumurtalara zarar verebilecek dış tehditleri ortadan kaldırarak tavuk yumurtasının üretilmesine izin verir. Modern tavuk yetiştiriciliğinin amacı, çok sayıda bir günlük güçlü civciv üretmektir. Tavuğun embriyonik aşaması, farklı çiftlik koşullarında civcivlerin performans ve bireysel direnciyle doğrudan ilişkilidir. Bu, aynı anda diğer kuşları kuluçkalamak için ve kuşları büyütmek için iyi olan aynı kuluçka makinesinde aynı olabilir.

Kuluçka yöntemleri

Endüstriyel inkübatörlerde, inkübatör kullanmanın iki yaygın yolu vardır. Tek kademeli inkübatörlerde, inkübasyon makinesi aynı yaş embriyosunda yumurta içerir. Tek kuluçkahane avantajı, hava koşullarının büyüyen embriyonun ihtiyaçlarına göre ayarlanabilmesidir. Çok aşamalı civcivlerde, regülatör homojen olmayan embriyolara sahip, genellikle 6 veya 3 yaş grubu içeren yumurtalar içerir. Sonuç olarak, hava koşulları büyümekte olan tüm fetüslerin ihtiyaçlarına göre ayarlanamaz ve uzlaşma, düzenleyicideki yaş grupları için en iyi koşulları sağlayabilecek şekilde olmalıdır. Çok aşamalı bir inkübatörde, daha büyük embriyolar tarafından üretilen ısı, aynı makinede daha genç embriyoları ısıtmak için kullanılır. Başarılı olmak için, fiziksel talebe bağlı olarak farklı fiziksel ve çok aşamalı ekipman da kullanılmalıdır. Pek çok endüstriyel üretici geleneksel tek kademeli cihazları kullanır, ancak gerçek bir tek kademeli (GERÇEK Tek kademeli) mevcuttur. [1]
İnkübatör tipleri

Kuluçka cihazlarının kapasitesi, sığabilecek yumurta sayısına göre belirlenir. Günümüzde, kuluçkalama için kuluçka makineleri, yüzlerce yüzlerce yumurtadan, minyatür, orta ve makro kapasitede üretilmektedir.

Minyatür veya ev inkübatörü: Mini veya ev inkübatörü, 150 yumurtadan daha az kapasiteye sahip bir cihaz olarak adlandırılır ve en çok yerli ve küçük inkübatörler için kullanılır.
Orta veya yarı endüstriyel inkübatör: Orta veya yarı endüstriyel inkübatör, genellikle 150-2000 yumurta arasındaki kapasitelerde üretilir ve kuşlar ve kümes hayvanları yetiştiricileri gibi küçük endüstrilerde inkübasyon için kullanılır.
Makro veya endüstriyel inkübatör: 2000'den fazla yumurta kapasitesine sahip ve büyük miktarlarda inkübe etmek ve bir il, bölge veya ülkede insan gıda ihtiyaçlarını karşılamak için bir makro veya endüstriyel inkübatördür.

Modern inkübatörlerin özellikleri

Muhafaza:

Eski moda inkübatörlerde, makinenin gövdesini veya bölümünü yapmak için metal kullanılmıştır. İzolasyonun ısıya uygun olmaması ve cihazın içindeki sıcaklığı en iyi şekilde korumamasına ek olarak paslanması inkübasyon verimini azaltır. Günümüz inkübatörlerinde bu sorunun üstesinden gelmek için metal yerine PVC gibi malzemeler kullanılmaktadır. Ayrıca PVC, metale göre daha yüksek dezenfeksiyon oranına sahiptir.

Yapay zeka:

Modern inkübatörler nemi ve optimum sıcaklıkları ayarlamak için yapay zeka ve bulanık mantık kullanırlar. Bu teknolojiyi kullanarak, cihaz öğrenebilir ve sensörden sıcaklık ve nem bilgilerini alarak, ısı ve nem oluşturmak için diğer parçalara talimatlar gönderir. Yapay zekayı kullanarak, bölme açık olsa bile, cihaz sıcaklığı ve nemi ayarlayabilir.

Sıcaklık ve nem sensörü:

Sensör, inkübatördeki en önemli bileşenlerden biridir ve herhangi bir bozulma, optimum sıcaklık ve nem eksikliği nedeniyle balgam yumurtalarının kaybına neden olabilir. Akredite markalar Günümüzde kuluçka makineleri kuluçka yapmak için askeri ve tıbbi uygulamaları olan hassas sensörler kullanmaktadır.

Nem Sağlama:

Eski moda inkübatörlerde nem sağlamak için bir kap su ve sünger kullanıldı. Günümüz kuluçka makineleri, nem sağlamak için selüloz pedler ve su pompaları ve ultrasonik teknoloji gibi teknolojiler kullanır. Nano ölçekli teknoloji kullanılarak yapılan selülozik ped, hacminin 10 katına kadar saklayabilir. Ultrasonik teknoloji ayrıca su moleküllerini ayırmak ve nem oluşturmak için ultrasonik dalgalar kullanır.

Yumurtaların 360 derece dönmesi

Kuluçka sistemindeki yumurtaların dönme işlemi, dönme yumurtalarının dönmesi, motor gücünün kayadan omuzlara aktarılmasıyla gerçekleştirilir. Eski inkübatörlerde, eski rotasyon sistemi 90 derece idi, ancak evdeki inkübatörlerde, yumurtaların döndürülmesi için 360 derecelik rotasyon sistemi kullanıldı.

Kuş Kuluçka - Her Omuz

Modern inkübatörlerde, çok yönlü ve sıralı omuzlar kullanılarak, kuluçkalık yumurtalar kuşları kuluçkalamak için kullanılabilir. Bunu yapmak için, omuzları içine yumurta koyun ve kuş türünü seçmek için cihazdaki düğmeleri kullanın. Cihaz inkübasyon için gerekli sıcaklık ve nemi, kuş türüne göre otomatik olarak ayarlar. Çok yönlü omuzları kullanarak aynı zamanda farklı türdeki kuşlardan yumurtaları da inkübe edebilirsiniz.
Kuluçka makinesi geçmişi
İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere’de yayınlanan ve yayınlanan bir dergi kuluçkahaneyi (tahta kutu, ılık su ve perde) tanıtmaktadır. Tarama yöntemlerinden biri, yumurtaları ısıtmak için çürük gübrenin ısısını kullanmaktır. Mısırlılar kuluçkahaneden daha iyi durumdalar, altta ateş kullanan silindirik bir bina var. Yumurtadan çıkan yumurtalar, kısmen külle kaplı ters bir koniye, yumurtaların külün üzerinde dokuma bir sepet içinde bir külahın üzerine yerleştirildiği yere yerleştirilir. Binada ayrıca dumanla kaplı bir çatıya sahiptir, ancak yağmurun girmesini engeller. M.Ö. 400 yılında Aristo, Yunanistan'ın eski çağlarında kadınların kendilerini sıcak tutmak için göğüslerinin altına yumurta koyduğunu kaydetmiştir. Makine kuluçkahanesi 1749 yılına kadar icat edilmedi, Paris'te Ramour tarafından icat edildi. İlk ticari otomobil 1881'de Herson tarafından icat edildi.

https://www.kulucka-makine.com/
submitted by KuluckaMakinesi to u/KuluckaMakinesi [link] [comments]