Çin kadın, net

Türkiye'deki Sol Hareketin Avrupa-Merkezciliği

2020.11.18 18:12 sum-poopins Türkiye'deki Sol Hareketin Avrupa-Merkezciliği

Aşağıdaki metin, Axel Çorlu tarafından atılmış şu tweetlerin derlenmiş halidir. Okuma kolaylığı için bir araya getirdim.
"TR'de sol hareketlerin algılanmasında hala yoğun bir Avrupamerkezcilik var. Halbuki kullanılan sloganlardan konuların işlenişine, sembollerden sembolik olaylara kadar pek çok şey ABD sol hareketleri tarihinden geliyor. Bunu yıllardır anlatıyorum ama pek etkisi olmadı şu ana kadar.
Basit bir örnek vereyim: Dünyada anarkosendikalizm/sendikalizmin ilk büyük çaplı başarısı, Industrial Workers of the World (IWW), Amerikan işçi sınıfı tarihinin temel taşlarından biridir. Ama TR'de çok bilinmez, o çizgide hareketler düşünüldüğünde özellikle İspanya akla gelir. Günümüzde değişik şekillerde varlığını sürdüren çoğu "sol" hareket, kadın hareketinden savaş karşıtlığına, psikoaktif madde kullanımından çevre hareketine hep açık ve net bir şekilde ABD'nin 60'lı yıllarına gider, hala o dönem hareketlerini referans alır ve onların kavramlarını kullanır. Ama TR'de "solcu"lara soracak olsanız, bunların birini bile duymanız zordur. Bilenler de çok üstünde durmazlar. Neden? Ersatz ve bayat "ABD karşıtlığı/emperyalizm" muhabbeti mi, TR'de "sol" denilen şeyin aslında ne idüğü belirsiz bir şey olması mı, totaliter SSCB/Çin nostaljisi veya hayranlığı mı, basit cehalet mi, başka bir şey mi? Bunlar üzerine düşünmekte fayda var.
Bunlara bir de şu eklenebilir belki; "klasik TR solcu"ları haricinde de bu konularla gerçek anlamda ilgili insanların entelektüel gelişiminde TR ortamında bu konuların ön planda olmaması, kendi kendini devam ettiren bir sarmal yaratıyor olabilir. ABD'nin kültürel ve politik anlamdaki merkezi konumu ve belirleyiciliği genellikle kapitalizm ve benzeri konular üzerinden düşünülür, ama global hegemonya nasıl sadece askeri veya ekonomik güç ile oluşmuyorsa, kültürel veya politik hegemonya da Coca Cola/blue jeans veya başkanlık seçimleri ile sınırlı değil. Bunu sadece sol ile de sınırlamamak lazım, sağda da pek çok temel yapıtaşı ve söylem ABD tarihinde bulunabilir. Bazılarının çok sevdiği "ya sev ya terket" sloganı ABD'de "America, love it or leave it" olarak bunun ilk TR kullanımından yarım yüzyıl geriye gider mesela.
Bunun akademideki yansıması şudur: 90ların ortasında 4 kişilik bir grup ile Bilkent'te TR'deki ilk tam teşekküllü Amerikan tarihi programına başladığımızda, etrafta bu işi yapan kimse yoktu (Amerikan edebiyatı ve kültürü üzerine bölümler vardı ama elle tutulur tarihçi yetiştiren özel bir program yoktu). Bunun nedenleri üzerine de düşünmek lazım. Hatta Halil İnalcık bölümdeki 96'da öğrencileri evine davet ettiği bir akşam Osmanlıcıları bol bol övdükten sonra bize bakıp "size de idealist olarak bakıyorum" diyerek moralimizi epey bozmuştu. Dünyadaki yeri bu kadar merkezi olan bir ülke hakkında bir yüzyıl boyunca tarihçi, tarih eğitimi veya özgün tarihyazımı geliştir(e)memek de düşünmeye değer bir konu. Bizim o ilk kuşaktan sonra daha yayıldı biraz, daha çok insan başladı vs. Bunlar iyi şeyler. Ama TR dahilinde bakıldığında bu hala marjinal bir alan. TV'lerde konuşan cehalet furyasına baktığınız zaman bunun da bir yansımasını görüyorsunuz. Gerçi halıhazırda var olan az sayıdakı TR kökenli ABD tarihçisi de çok ilgi görmüyor, o da medyada var olan eski hastalıkların başka bir tezahürü herhalde."
submitted by sum-poopins to ilericilik [link] [comments]


2020.03.11 00:50 karanotlar Bir Türlü İnsanlaşamayan İnsanlık Dünyası

Rıza Çolpan

Sevgili okuyucu kardeşler, ben zaman zaman bir siyaset yorumcusu olmadığımı, bu işi yüzlerce ve binlerce siyaset bilimcisinin, gazetelerde namlı köşe yazarların yaptığını söylüyorum, ki benim bu konudaki bir gerçeğim. Yani ben dünyada ve ülkem Kürdistan’ın dört parçasında gelişen, gerek siyasi ve gerekse diğer konuları yakından takip eden kişi değilim. Ayrıca hem ülkemden on sekiz bin kilometre uzaktayım ve hem de olayları bilimsel açıdan yorumlama düzeyinde biri değilim. Ben genellikle gördüğüm, duyduğum ve kitaplarda okuduğum bazı konuların doğru ve yanlışlarının üzerinde duruyor, onlardan bahsediyor, sonra da görüş ve kanaatımı beyaz kâğıt üzerine dökerek karalıyorum. Bu yazımda ise, başlıktaki “Bir Türlü İnsanlaşamayan İnsanlık Dünyası” ile ilgili hem görüşümü ve hem de üzerinde yaşadığımız, Saat’te 108 bin kilometre hızla dönen dünyamızın üzerinde yaşayan bütün canlı varlıklar içinde biz, düşünen, konuşan ve iki ayak üstünde gezen, kafatası içindeki beynimizin emirleriyle ellerimizle mevcut dünyamızdaki her türlü araç ve gereçleri yapmamıza rağmen, bir türlü gerçek birer insan olmadığımız, gerçek insani duyguya sahip olan her kişi bunu üzülerek görüyor ve biliyor.
Değerli dostlar, günümüzdeki bilim insanları, üstünde yaşadığımız bu dünyanın güneşten bir ateş parçası olarak kopup geldiğini, gelirken de önce hava boşluğunda sağa, sola yalpalandığını ve daha sonra yukarıda arz ettiğim gibi Saat’te 108 bin kilometre hızla dönmeye başladığını, sonra sönen ateş değişime uğrayarak toprak ve suya dönüştüğünü ve ilk önce sularda balık, ardından da kara toprak üstünde dört çeşit canlı, bitki türü türemeye başladığını söylüyorlar. Bu dört çeşit canlı varlık içinde insan, -ki Darvin’in teorisine göre bir çeşit maymundan evrimleşerek iki ayak üstünde duran bizler- dört ayaklı hayvanlar, kanatlı, iki ayaklı uçan kuşlar ve yine hayvanlar kategorisinde bulunan sürüngenler. Evet, işin ilginç tarafı, bu canlı varlıkların kimin tarafından yaratıldığı bilinmediği gibi, bu canlılar hep birbirlerini yiyerek yaşarlar. Hayvanların bir çeşidi ot ve çeşitli bitkileri yiyerek yaşar, diğer bir kısmı da birbirini yiyerek yaşarlar. Örneğin kurt, aslan, kaplan, ayı, tilki, çakal vs vs. Kuşlar ise, onların da bir kısmı kendi türü kategorisinde bulunan, örneğin kartalın tavuk, serçe, keklik ve benzerlerini yemeleri, kedilerin ise fare gibi benzeri küçük hayvancıkları yemeleri, yine vs. vs.
Peki biz insanlar, ilk dünya yüzüne ve iki ayak üstüne kalkıp yürümeye başladığımız zaman, acaba ne yedik ve nasıl bir yaşamı sürdürdük? İlk anamız, babamız nasıldı? Nasıl bebeklikten çıkıp koca adam olduk? Kanaatimce bunun doğru bir cevabı yok, söylenilen şeyler hep tahmin diye düşünüyorum. Çünkü milyarlarca yıl öncesi, bu günkü insan, bilim ve modern teknoloji, koca dünya herkesin cebine girmemiş ve yoktu. Bilim dünyası ilk insanların, kafatasları içindeki beynin, bugünkü insan beyni gibi olmasına rağmen, beynini çalıştırarak, konuşup sözcükler üretmedi diyorlar. Yani ilk insanlar başlangıçta çeşitli işaretlerle, homurdanarak birbirlerini anlamaya çalışmış ve yaşamlarını birlikte sürdürmek için de kendilerinden güçsüz hayvanları ve çeşitli otları yiyerek, guruplar halinde dağların mağaralarında, kalın ağaçların kovuklarında yaşamış, vurdukları hayvanların hem etlerini çiğ-çiğ yiyerek, derilerini de kendilerine elbise yaparak, sıcaktan ve soğuktan korunmaya çalışmışlar. Yani bu yaşam biçimini kimi bilim insanları bundan 500 bin yıl önce yaşamış olan ve Pekin adamı denen ilkel insan ateşi bilinçli olarak kullanan ilk kişi olarak söylemelerine karşın, ancak daha sonra, yani 1981 yılında Kenya’da ve 1988’de de Güney Afrika’da bulunan kanıtlar hominid denen ilkel insanların bundan 1,42 milyon yıl önce ateşi kontrollü olarak kullandıklarını söylüyorlar. Yani ateşin buluşundan çok önceki zaman dilimi içinde insan yaşamı böyle imiş deniliyor. Daha sonra insanoğlu evrimleşerek, sesiyle sözcükler üretmiş, belirli hayvanları evcilleştirmiş, yaşayıp yemesi için arpa, buğday, mercimek ve darı ekmiş, el ve su ile dönen değirmen taşlarını yaparak adı geçen tahılları öğüterek ekmek yapıp çeşitli meyve ve sebzeyi bulup yemiş ve gördüğü her canlı ve cansıza da bir isim vermiş. Tabii bu ilk sesiyle sözcükler üreten dört çeşit insan renginden hangisi olduğunu hiç kimse bilemez. Ama Türk’e sorarsanız, hiç şüphesiz size “İlk dili ve konuşmayı yaratan, arpa, buğday, mercimeği eken ve her türlü tahılı bulup öğüten, ekmek yapıp yiyen, Orta Asyalı Türk atalarımızdır” diyeceklerdir. Çünkü dünya güneşten koptuğuna göre, bunun açık ifadesi de “Güneş Dil Teorisindeki gerçektir” demeyi de unutmayacaklar.
Evet sevgili okuyucu kardeşler, insanoğlu kaç yüz bin ve kaç milyon, milyar yıl ilkel olarak yaşamış, ne zaman kendinden güçlü gördüğü her şeyi kendine Tanrı olarak saymış ve tarihin hangi döneminde ilk kendini güçlü ve yırtıcı vahşi hayvanlardan korumak için, Kürdçesi “Xırç” Türkçesi ise ağaçtan başı sivri “Şiş” î yapmış, bunu da bilmiyoruz. Yalnız bildiğimiz şey, dilin sözcükler üretmesinden sonra, olanlar ve olaylar nesilden nesile aktarılarak söylenmiş ve ezenle ezilenin tarihi başlamış. Önce fizikken güçlü, zekâca İblis olan kişiler, fizikken kendinden güçsüz ve zekâca dürüst, her şeyin paylaşımından yana olanların hem ürettiklerini ellerinden almış ve hem de kendine kul, köle yapmışlar. Yani istediği zaman ya bir hayvan gibi satar ya da kızdığı zaman onu öldürmeyi bir görev sayarmış. Tabii bu köleci toplum yapısı kaç yüz bin yıl sürmüş, onu da tam ve net olarak bilmiyoruz. Bildiğimiz şey, köleci toplumdan, feodal topluma, feodal toplumdan da bugünkü kapitalist topluma geçişimiz ve insanlık tarihinin yazılması da Yunanlı Herodot’tan başladığını biliyoruz. Tabii Herodot ezilen bir Yunanlı değildi. O’da ezen sınıfın bir okumuşu idi. Yani tarihi ne kadar doğru yazmış bu tartışmalıdır. Ya dinler ve dinler tarihini kim ve kimler yazmış? İnsanoğlu kendi insanlık tarihi içinde Tanrı’yı nasıl yarattı? Bu soruya idealist felsefe, bütün evreni, yeri, göğü, bütün canlı ve cansız varlıkları yaratanın “Tanrı” olduğunu söyler, fakat o Tanrı’nın nasıl bir varlık olduğunu bilmez ve onun varlık resmini kimseye gösterme lütfunda bulunamaz. Dini yaratanlar, Tanrı’nın insanoğlunun iki türünü, yani kadın ve erkeği çamurdan yaratmış, erkeğine “Adem” dişisine de “Havva” ismini vermiş ve bugünkü dünyamızda yaşayan dört ayrı renkten oluşan ve maddeleri bir olan, bütün insanların “İlk anne ve babaları olduğunu” söylerler, nedense Tanrı’nın çamurdan yaptığı bu iki insandan dört ayrı renkli insanın nasıl türediğini, konuşan, bilen, gözleriyle bu çamurdan yapılan Adem ve Havva’yı kim ve kimlerin gördüğünü de kesinlikle söylemezler. Ayrıca bu Adem ve Havva hikâyesinin bilim dünyasındaki tarihi altı bin yılı geçmez. Oysaki insanlık tarihinin rakamı, milyarları aşar.
Neyse bu konuyu daha fazla uzatmadan, başlıktaki “Bir Türlü İnsanlaşamayan İnsanlık Dünyası” meselesine geleyim. Yukarıda bilebildiğim kadarıyla insanlık tarihinin kısa bir hikâyesini anlattım. Yani ilkellikten çıkmış, gerçek insan olmaya doğru adım atmış atalarımız, ilk önce kendilerini vahşi hayvanlardan korumak için ağaçtan ucu sivri şiş yapmışlar, ne yazık ki bu şiş süreç içinde, bu kez insanı öldüren bir silah olmuş. Yani o eski atalarımız bu yeni silah ile birbirlerini öldürmeye başlamışlar. Daha sonra ok ile yayı icat etmişler. Yani karşılıklı dövüş değil, uzaktan birbirlerini sivri uçlu okla öldürmüş, mal ve mülklerini de talan etmiş, kalan genç sağları da kendilerine kul, köle yapmışlar. Bu da yetmemiş, gelişen beyin bu kez de demirden ucu sivri keskin hançer, kılıç ve kalkan yapmış, insanlar vahşicesine birbirlerini keskin hançer ve zırhlı kılıçlarla öldürmüş. Yine bu da yetmemiş insanoğlu barutlu –barutu bulan Çin- tüfeği icat etmiş, bu sefer bu lanetli silah ile birbirlerini öldürmüş. Daha sonra top, tank, ağır makinalı otomatik koca tüfek, havada savaş uçakları, denizlerde savaş gemileri, atom ve hidrojen. Atomu Hiroşima’da denedi Amerika’daki zalim egemen, İngilizler.
Evet bu akla sahip olan, dünyamızdaki bütün icatların mimari ve ustası olan insanoğlu ne yazık ki bir türlü gerçek insan olamamıştır. Hiçbir vahşi hayvanın yapmadığını, akıl ve zekâ sahibi olan insanoğlu kendi türüne yapmaktadır. Hiçbir hayvan türü, kendi türünü öldürmez ve etini yemez. Ama korkunç zekâ ve akla sahip olan insan, kendi türünü öldürmek, onun tüm varlığına sahip olmak ister. Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi. Oysa her insanoğlu, günün birinde kendisinin de öleceğini bildiği halde “Belirli bir zaman dilimi içinde yaşamak varken, neden birbirimizi öldürelim” demiyorlar ve ne yazık ki bu vahşet ezenle ezilenin başlangıç gününden günümüze devam etmektedir. Akad denilen Sami ırkı Kuzey Afrika’dan Mezopotamya’ya gelişlerinde, onlardan önce o coğrafyada yaşamış insanları kılıçtan geçirip o kutsal toprakları kan gölü haline getirip, tarihin onlardan başladığını bildiğimiz Sümerleri tarihten sildiler. Mısır’da ise zalim Firavunlar Afrika kıtasındaki siyah zencilerin ve diğer mazlum halkların gücüyle piramitler inşa etti, insan kanı orada Nil olup aktı. Daha sonra Elamlar, Babil, Asur, Luvi, Mitanî, Hitit, Medya, Urarto, Pers, Sasani, Safevi, Doğu ve Batı Roma İmparatorluklar. İskender’in canavarcasına Batı’dan Doğu ve Afrika’ya Mısır seferleri, öldürülen yüzbinlerce kendi türünden insanlar. Ardından yine Avrupa’da zalim Roma İmparatorları, Doklar, Kontlar, Krallar, Deli Neronlar, Lovi ve Napolyonlar, Arap yarımadasında çıkan Semavi dinleri yaratan, insanlık dünyasının arasına nifak sokan sözümona Muhammed Peygamber ve Halifeleri -Zerdeşt ve İsa hariç- ve 36 zalim kardeş, bava katilleri ve milyonlarca masum insanların kanını akıtan Osmanlı Padişahları ve 214 devşirme, kan dökücü Sadrazamları. Ve 1923’te o zalim kurumun kalıntıları üzerine kurulan yeni zalim Türk’ün TC devleti ve kurucusu, cinsi, cibilliyeti beli olmayan bêbav Mustafa Kemal ve onun Avrupa’daki fikir arkadaşı, dostu Hitlerin zalimce vahşeti ve birbirlerini vahşicesine öldüren o kıtanın insan sıfatındaki insanlar. Ya uzun tarihi süreç içinde, Dünya’nın doğusunda gelişen zalimlikler?
Moğol Türk’ün ve Mançuraların Çin halkına yaptıkları vahşet ve bugün o vahşeti simgeleyen koca Çin Seddi. Yıllar önce doruk noktasına çıkarken durup ağladım ve insanlığımdan utandım. Ya 1071’de bu kez de ülkeme gelen yine o barbar zalim Moğol Türklerin Han ve Başbuğları?
Bin yıldır o koca coğrafyayı kan gölüne çevirdiler. Onlar, Sasani ve Safeviler, Rus Çarları, Amerika’ya giden İngiliz ve İspanyolların orada döktükleri insan kanı. Üstünde yaşadığım Avustralya kıtasına 1788 yılında gelen İngilizlerin buradaki yerli halk Aborıcilere yaptıkları vahşet ve zulüm. Yine cennet ülkemi işgal eden, yüzbinlerce Kürd, bacı ve kardeşlerimi vahşicesine öldüren, dünün bêbav Mustafa Kemal’ı, Şah Rıza Pehlevi ve Humeyni, Hafız Esad, Saddam Hüseyin, Kenan Evren ve bugün de Gürcü Recep Tayyip Erdoğan, kendi türünden yüzbinlerce insanı öldürmekten zevk duyan bir kan emicisi vampir. İşte ben, bu insanlaşamayan insanların sıfatını taşıdığımdan dolayı utanıyor ve insan olduğuma bin lanet okuyor, “Keşke insan olarak dünyaya gelmeseydim” diyorum. İnsanın, insanı öldürmediği, dünyamızdaki bütün yaşamsal ürünlerini kendi aralarında kardeşçe paylaşan, kavga ve savaşların bir insanlık ayıbı olduğu bilincinin egemen olduğu bir dünya dileğiyle, derken bir dörtlükle de yazıya son vermek istiyorum

İnsan bir türlü insan olmadı
Sıfatı insan, duygular barbar
İslâm dünyası, Türk, Arap, Fars’ı
Olmuşlar vampir, aç kurt, canavar.


Hoşça kalın.

http://navkurd.net/2020/02/12700/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2019.04.17 18:45 izmirtabelareklam Çin Takvimi Rus Takvimi

Bebek Cinsiyeti Nasıl Öğrenilir

Hamilelik sürecinden başlayarak, bebeğinizi büyütürken her zaman yanınızda olmasını isteyeceğiniz uzman bir danışman olarak bebektakvimi.net her anınızda, sadece bir tık uzağınızda. Hamileliğinizin ilk günlerinden itibaren aklınızda ki tüm sorulara, adeta kendini bir mum gibi yakarak ışık tutan bu mecra tüm anne ve anne adayları tarafından kalp simgeleriyle simgelenmektedir.
Sitemizde, Rus takvimi, Çin takvimi ve diğer geleneksel yöntemler ile hamileliğinizin ilk günlerinde sizlere bebeğinizin cinsiyetini öğrenebilmeniz için eğlenceli hesaplama araçları sunmaktadır. Bu hesaplama araçları sadece ebeveynlerin doğum tarihi ve özel durum tarihleri girilerek kullanılmaktadır. Bu bakımdan hamileliğin başladığı ilk süreçten itibaren eğlendiren ve bir o kadar da düşündüren içerikleri sayesinde anne adayları tarafından dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyor.
Kadın, çocuk ve bebek üzerine sağlık yazılarının kaleme alındığı, kaliteli bir yazar kadrosuna sahip ve sıkıntılı süreçleriniz'de yayınladığı güvenilir içerikleriyle sizlere hizmet veren bu platform anne, bebek ve çocukların yaşadığı tüm problemleri başarıyla iyileştirmekte son derece yeteneklidir.
Sağlıklı bir vücut ve güzel bir yaşam için gerekli olan diyet programlarını da yayın akışına dahil ederek, kullanıcılarına mutlu bir yaşamın kapısını aralıyor.
Gerek hamilelik süreci, gerekse yeni doğan bebek dönemleri içerisinde yaşayacağınız tüm problemleri ön görerek içerik miktarını gün geçtikte arttırmayı da ihmal etmiyor. Yayın politikası gereği sürekli güncel, yenilikçi ve gelişime açık şeffaf bir hizmet sunmayı hedefine alarak bu yolda ilerlemeye devam etmektedir.

Bebek Takvimi’nde Rus Takvimi ve Çin Takvimi

Sitemizde özellikle yüksek oranda doğru sonuçlar veren Çin takvimi ve Rus takvimi gibi cinsiyet tahmin - hesaplama araçları ile anneler arasında oldukça popüler bir durumdadır. Gebeliğin henüz ilk zamanları içinde bulunan anneler ultrasona giremediklerinden dolayı bebeğin cinsiyetini öğrenmek için farklı yöntemlere başvuruyor. Bu yöntemlerin başında da Rus takvimi ve Çin takvimi uygulamaları geliyor. Bu hesaplama araçları bilimsel bir kanıta dayanmasa da, yüksek oranda doğru sonuçlar vermesinden ötürü yaygın olarak kullanılmaktadır.
Anneleri ve özellikle anne adayı eşlerini ve çocuklarını seven tüm ebeveynleri kendimizi yakarak aydınlatmaya çalıştığımız bu platformda görmekten mutluluk duyarız. Güveninizi boşa çıkarmamak ve sizi her zaman memnun edebilmek adına da kendimizi sürekli olarak geliştireceğimizin sözünü buradan sizlere vermeyi borç bilir ve söz veririz.
submitted by izmirtabelareklam to izmirtabela [link] [comments]